-->
Tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2014 Perşembe

Umutsuz Düşesler Serisi 6: Yüreğimde Son Perde

TANITIM:
Aşkta mantık yoktur. 
Villiers Dükü Leopold Dautry, gayrimeşru çocuklarına annelik yapacak birini bulabilmek için bir an önce evlenmelidir ve bu kişi asil bir kadın olmalıdır. Seçeneklerden biri Montague Dükü'nün zarif, güzel ve zeki kızı Eleanor'dur. 
Diğeri ise Gilner Dükü'nün fazla açıksözlü kızı Lisette'tir. Ne kıyafetler ne de görgü kuralları umurundadır. Üstelik herhangi bir unvanla da ilgilenmemektedir. Sosyetenin yarısı Lisette'in deli olduğunu düşünmektedir ve Villiers da bunu kabullenmek üzeredir. 
Mantığı ile tutkusunun, aklı ile hayallerinin arasında kalan Villiers, kendisini oldukça zor bir durumda bulur. Fakat sevdiği kadının onuru için savaşmak zorunda kaldığında asıl riskin düelloda değil, kalbinde ve yatağında olduğunu anlayacaktır. 
"James'in zekâsı, bu dokunaklı romanı zirveye taşıyor." 
-Romantic Times Book Reviews -

YORUMUM:
Ve nihayet serinin en çapkın karakteri Villiers'inde başını bağlıyoruz. Jemma'ya hayranlıkla karışık bir aşk besleyen dükümüz 6 gayrimeşru çocuğuna bakıcı olsun diye bir kadınla evlenmeye mecburdur. Annelik demiyorum çünkü adam resmen bakıcı istiyor. Ona aşık olmayacak ezik, nazik bir eş. Diğer kitapta bizim Jemma'nın önerdiği adaylarla da şansını deniyor. İlk başta tanıtımı okuyunca Lisette ile evleneceğini sanmıştım. Ama sonra işler değişik bir boyutta gelişiyor. Ve bizim ciddi kız Eleanor bir düşes oluyor.  Eleanor'da ilk başta evde kalmamak adına düke yakınlaşıyor ama... Bir kitap klasiği aşık oluyor. Tobias, babasına iyiki çekmemiş. Babası her ne kadar çektiğini söylese de bence değildi. Kitaptaki en kötü olay Lisetteydi. Okumasanızda olur diyeceğim.

Puanım:6


Umutsuz Düşesler Serisi:5 Yüreğimin Tek Sahibi

TANITIM:
Bir kadın, kocasını kendine âşık etmek için nasıl baştan çıkarır?
Güzeller güzeli Beaumont Düşesi ve ağırbaşlı kocasının düğününde çalan kilise çanları henüz susmamışken yaşanan bir skandal, Düşesin apar topar Fransaya gitmesine neden olur. Söylentilere göre Düşes dokuz yıl boyunca skandaldan skandala koşar. Beaumont Dükü Elijah da bu söylentilere inanmaktadır.
Fakat yakışıklı Dükün bir vârise ihtiyacı vardır ve eşini evine çağırır. Jemma evine döndükten sonra, Elijahnın ona olan ilgisizliğine şaşırır. Kocasıyla aynı hisleri paylaşmaması bir yana, imkânsızı, yani kocasının kalbini istemektedir...
"Usta satranç oyuncularını taşları değil, gönüllerini kaptırabilecekleri bir oyunda görmek büyük zevk. Eloisa James zekâ, kabiliyet ve zarafetiyle okurlarına birçok farklı seviyede ulaşıyor, onlara aşkın gücünün her engeli aşabileceğini gösteriyor."
Romantic Times
YORUMUM:
Serinin en çok beklediğim ve en merak ettiğim çifti Jemma ve Elijah'tı. Aslında bir hata yapıp, Yüreğimdeki Son Perde'yi bu kitaptan önce okumuştum. Gerçi orada da bizim dükün kıskançlıkları vardı sadece. Elijah kalp hastası, düzgün bir centilmen. Kitap boyu asi yanını hiç görmediğimiz boynuzlu bir koca rolünde ama aslında öyle değil. Karısını deli gibi seviyor ve çok kıskanıyor. Sadece kendisi karısını aldattığı için onunda kendisini aldatıp şartları eşitlemesine izin veriyor. Bu da çok mantıksız. Çünkü şu ana kadarki tüm kitaplarda düklerin eşlerini sahiplenmelerini ve sadece kendilerine ait olmalarını istediklerini gördük. Elijah da aynı fikirde ama karısına izin veren cinsten. Garip biri. Ve Jemma kitap bence sadece onu içerse daha güzel olabilirdi. Zeki, güzel, kinci... Ama bu kitapta şunu görüyoruz. Jemma aslında sadece kocasına aşık ve kalbi kırık bir kadın. Tüm o aşırılıkları hep kocasının ilgisini çekmek için. Ama kocasının onu sadece varis yapmak için kullanılacak bir kısrak olarak gördüğünü düşünüyor. Bu da tepkilerini abartmasına neden oluyor. İkilimiz 9 yıl önce evlenmiş ama 1 ay birlikte olduktan sonra bir daha da olmamışlar. Nedeni ise Elijah'ın metresi ile ofisine işi pişirirken bizim düşese yakalanması. Sonra da düşes kaçar ve kendine 2 tane sevgili bulur. Kocası da karım artık bana kızgın değildir aldı öcünü der ve onu geri ister. Bu arada dük bir daha kimseyle de birlikte olmamış :D Hatasını anlayınca normal. Kitap şu ana kadarkilerin hepsinden güzeldi kesinlikle okuyun. Özellikle bizimkiler santraç turnuvasını sonlandıramadılar. Çünkü ikisi de diğeri kazansın diye geri çekildi. Bence Jemma kazandı. Çünkü yatakta hamleyi görüp oyundan çekildi. Belki dükte bilerek yenilmiştir. İlginç bir oyundu. Sadece beyninizde biriyle santraç oynadığınızı düşünün beni anlarsınız. Neyse sonunda Jemma kocasına ve bebeklerine kavuştu. Finali güzel bağlamış yazarı artık eleştirmeyeceğim çünkü bu kitap eleştirilmeyecek kadar güzeldi. Sadece bazı yerleri fazla uzattığından bir puanımı kırıyorum. 
Puanım:9

Umutsuz Düşesler Serisi 4:Yüreğim Sana Ait

TANITIM:
Anlaşmalı bir evlilik tutkulu bir aşka dönüşebilir mi?
Cosway Düşesi Isidore henüz görmediği bir erkeği özlemektedir; kendi kocasını!

Leydi Isidore çok heyecanlıdır. Yıllar önce anlaşmalı olarak evlendiği Cosway Dükü uzun seyahatinden geri dönmektedir. Dük'ün gelmesiyle birlikte artık düşes unvanına kavuşacak olan Isidore, gelecek kişi nasıl biri olursa olsun onu kocası olarak kabul etmeye kararlıdır. Ancak Dük Simeon Jermyn ile karşılaşınca her şey değişir.

Cosway Dükü Simeon maceralarla geçen günleri geride bırakıp evine, henüz tanışmadığı karısına döner.
Afrika seyahatini tamamlayan Simeon, Londra'ya gelir ancak genç adam ne içine girdiği sosyetenin gereklerini yerine getirmek ne de yıllar önce ailesi tarafından belirlenen anlaşmalı evliliğini sürdürmek konusunda heveslidir. 
Ancak Isidore, düşes olmak ve kocasından kolayca vazgeçmemek konusunda kararlıdır…
Yorum:
Bir kere Simeon kesinlikle benim dük tanımım içinde yer almıyor. Fazla gizemli, buhranlı, tutkularını göstermeyen biri. Düşemiz kocasını nihayet görüp onunla olacağını düşünürken, kendisi düklükten soyutlamak isteyen biriyle karşılaşıyor. Dahası adam onu istemiyor. Bir kadın için en büyük felaket budur herhalde. Birbirlerine uygun olmadığını düşünen bir koca ve ona aşık olan karısı. Kocasını öldürmek isteye isteye okudum kitabı. Ve aşkını falan bence gösteremedi. İsteyen okusun ama okumasanız da çok bir şey kaybetmezsiniz.
Puanım:

Umutsuz Düşesler Serisi 3: Yüreğimdeki Arzu

TANITIM

Berrow Düşesi Harriet, unvanı ve sorumluluklarından son derece sıkılmıştır. Çay partileri ve gösterişli balolardan ziyade, tüm arzularını ve tutkularını açığa çıkaracak bir gece partisine katılmayı istemektedir. Lord Justinian Strange tarafından sıklıkla düzenlenen eğlenceli şölenler ise soylu düzenbazlar, hafifmeşrep kadınlar ve âşıklarla dolup taşmaktadır. Genç kadının bu davetlerden birine katılması, onun için geri dönülemez bir skandala davetiye çıkaracaktır. Ancak Harriet böyle bir geceye katılmak için kimliğini gizlemek zorundadır… Ve bunun için binbir türlü oyuna başvuracaktır.

Tek gecelik bir kaçamak arayan Lord Justinian, erkek giysilerinin ardına gizlenen esrarengiz gencin, aslında balonun en güzel kadını olduğu sürpriziyle karşılaşınca şoka girer. Böylesi bir ilişki için, saygın bir kadın neden şöhretini tehlikeye atmıştır? Oyunlarla başlayan kaçamak ilişki, aşka yenik düşecek midir?

Kişisel Yorumum:

Yazar kendini aşmış, bu kitap şu ana kadarki ikisinden bin kat güzeldi. Özellikle konusu çok sıradışıydı. Bir kadın düşünün erkek kılığına giriyor. Ve eğlence arıyor. Üstelik dışarıdan tam bir hanımefendi. Jemma'dan bile beklenmeyecek şekilde davranmasını takdirle karşıladım. Justinian'ı sevmedim, sıradan çapkın bir tipti. Ama Harriet için kitabı okuyun derim.
Puanım:
7

Umutsuz Düşesler Serisi 2: Yüreğim Seni Seçti


TANITIM
AŞKIN BÜYÜSÜNE KİM KARŞI KOYABİLİR Kİ? 
Olağanüstü bir kış gününde, arkadaşları tarafından Poppy olarak anılan Leydi Perdita Selby, ömrünün sonuna kadar sevebileceğine inandığı adamla tanışır. Çekiciliğiyle kadınların ayaklarını yerden kesen Fletcher Dükü; nefes kesici, masum bir güzelliğe sahip, genç İngiliz kadını için mükemmel bir eştir ve onlarınki genç kadının hayal edebileceği en romantik evliliktir. Dört yıl sonra, Poppy ile Dük artık cemiyetin gözdesi olmuşlardır ancak kapalı kapılar ardında, aşklarının ateşi sönmüştür. 
Hâlâ büyük bir arzuyla sevdiği kadını kaybetmek istemeyen Fletcher, büyüleyici karısının enfes tutkusunu yeniden alevlendirmeye ve günahkâr bir kurnazlıkla ilk aşkının inadını alt etmeye kararlıdır. 

Kişisel Yorumum:
Bu kitap aslında bizim sonsuza kadar mutlu yaşadılar tanımımıza uymuyor. Çünkü çiftimiz birbirine aşık ve evli olarak önümüze sunuluyor. Genelde okuduğumuz kitaplar kadınlar kocalarını kendilerine aşık etmeye çalışırlar. Ya da iki aşığın evlenmeye çalışmasını okuruz. Bu kitap ise tam tersi. Aşık olan çiftimizin aşkını yeniden alevlendirmeye çalışmasını işin içine yan karakterleri katarak işlemiş. Yazarın tarzı sıra dışı. Ama kitapları çok akıcı gelmiyor bana. İki kere okumayı istetmiyor en azından. Poppy tutucu, zayıf biri. Hep annesinin boyunduruğunda kalmış. Aşkını bile özgürce yaşayamamış bir kadın. Tam bir sosyete hanım efendisi. Kocası Fletcher ise karısına tapan sıradan sosyete beylerinin aksine tutkuları olan ama karısını ürkütmemek adına bunu engelleyen biri. Ama bizim Poppy, Jemma gibi asi ve inatçı birine döndüğünde ikilimiz arasında tutuşan alev kitabı sevmenizi sağlayacak. Bundan önce kitabı fırlatıp atmazsanız okuyun derim.

Puanım:5


Umutsuz Düşesler Serisi 1:Yüreğime Aşk Düştü


Kitap Tanıtımı:
Yakışıklı erkeklerin ve unvan peşindeki genç kızların, bir leydinin namusu gibi büyük kazançlar için oynanan oyunların şehvetli ve şaşaalı dünyasına HOŞ GELDİNİZ… 
Kasabalı kuzeni Leydi Roberta St. Gilles, Villiers Dükünü baştan çıkarmak için ondan yardım isteyince, Beaumont Düşesi Jemma bu fırsatı kaçırmaz. Robertayı kentin en çekici ve en arzu edilen kadınına dönüştürür. Ardından Villiersı görünüşte satranç oynamak üzere eve gelmesi için ayartır.
Fakat plan ters tepmiştir. Villiers Robertayı ve Jemmanın kocasını görmezden gelerek büyük bir arzuyla bu meydan okumaya karşılık verir. Ona üçüncü maçı gözleri kapalı oynanacak bir turnuva teklif eder. Üstelik bu maç yatakta yapılacaktır…
Kişisel Yorumum:
Bu kitap sıradan tarihi romanlardan daha farklı bir tarzla işlenmiş. Öncelikle bizim okuduğumuz kitaplarda sosyete de skandal çıkınca evlenilir, kadınlar kocalarını açık açık aldatmazlar ve kocalarına genelde aşıktırlar. Bu kitaptaki Jemma karakteri öyle bir düşeski, onun gibi bir karakterle asla karşılaşmadığınızdan eminim. Tabii sonra onun niye böyle olduğunu anlıyoruz. Ve Jemma süper zeka, santraç ustası muhteşem bir kadın. Kitabımızın karakterlerinden çok Jemma'yı anlattım. Ama okuyunca nedenini anlayacaksınız. Jemma bizim masum Roberta'ya yardım etmeyi kafasına koyar ve onu da kendisi gibi olmasa da inanılmaz çekici birine dönüştürür. Hedefleri haylak dükümüz Villiers'tir. Ama kader ağlarını örer ve bizim Roberta Jemma'nın ağabeyiyle olur. Çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim, daha çok diğer karakterleri anlatan bir kitaptı. Çok fazla isim vardı, dolayısıyla kafanız karışıyordu. Ama kontumuz da aynı kardeşi gibi oyunları seviyordu. Bizim saf kız da sonradan gözünü açtı ve kocasının kalbini kazandı. 
Puanım:5

29 Temmuz 2014 Salı

Hathaway Serisi 3: Gecemi Aydınlat


Poppy Hathaway sıra dışı ailesini çok sevse de sıradan bir hayata özlem duymaktadır. Kaderin cilvesi karşısına sır gibi sakladığı tehlikeli bir hayatı olan varlıklı, güçlü ve gizemli otel sahibi Harry Rutledge'i çıkarır. İtibarına gölge düşen genç kız onun evlenme teklifini kabul ederek herkesi şaşırtır ve çok geçmeden kocasının güvenini değil yalnızca tutkusunu kazandığını anlar.
Harry Poppy'yi elde etmek için her şeyi yapmaya razıdır - kalbini açmak dışında. Hayatı boyunca herkesi kendinden uzak tutmuştur... Ama zeki ve baştan çıkarıcı Poppy her şekilde onun eşi olmayı istemektedir. Yine de aralarındaki tutku artarken gölgelere saklanan bir düşman pusuda beklemektedir. Harry onu kaybetmek istemiyorsa sonsuza dek ruhen ve bedenen gerçek bir birliktelik kurmak zorundadır.
"Rita ödüllü Kleypas eğlenceli, keyifli ve duygusal bir başka hikâye ile yine gönlünüzü kazanacak." 
(Tanıtım Bülteninden)


Yorumum:
Aslında kızların ağabeyi ve yardımcılarının aşkını önce okumak isterdim. Bu kız aradan çıkıverdi. :D Kitabı tanıtmadan önce ilk kitapta yükselttiğim çıtamın yavaş yavaş aşağı indiğini belirteyim. Poppy, kız kardeşi kadar olmasa da garip bir kızdı. Hepimiz onun sorununun ne olduğunu hatırlıyoruzdur. Ama her şey bir yana oldukça güzel ve alımlı bir hanım efendiye dönüşmüş. Harry ile karşılaştıkları andan itibaren onun çekimine kapılıyor ama çekiniyor da. Gelecekteki yengesi onu sürekli Harry'e karşı uyarıyor ve kızımız onu dinlemiyor. Harry ise istediği her şeyi elde eden biri. Kızımıza kafayı takıyor ve onun itibarını düşürmek pahasına bir hamle de bulunuyor. Kazanıyor ama bildiğiniz gibi ailemiz sıra dışı kızımız kötü durumda olsa bile evlenmesini istemiyorlar :D. Kötü durumdan kastım bir öpücük ama sosyete bunu görürse olay büyüyor malum. Sanki kendileri görünmeyen yerlerde öpüşmüyor gibi kızlara leke sürüyorlar. Neyse ikilimiz evlendikten sonra Harry'nin tavrı ve Poppy'nin gariplikleri sizi delirtmezse keyif alabilirsiniz. Ben almadım :D Harry ile kızların yardımcı öğretmenlerinin de ilişkisini öğreniyoruz. Tahmin etmesi zor değildi :D Sonu çok güzeldi. En sonunda başından beri okumak istediğim kitap geldi. Çatlak vikont ağabeyimizi merakla bekliyorum.

Puanım :6
Üzgünüm Lisa  bu sefer olmamış.
1. KİTAP

Hellions of Halstead Hall Serisi 5: Son Çarem


Sharpe ailesinin en genç kızı, büyükannesinin ultimatomuna karşılık evlenebileceği birilerini bulmak konusunda bir plan yapınca, Jackson Pinter bunu engellemek için elinden gelen her şeyi yapmaya karar verdi… Leydi Celia Sharpe, birkaç uygun damat adayından evlilik teklifi alıp, büyükannesine ultimatomunun anlamsız olduğunu göstermeyi umut ediyordu. Üstelik bu planı işe yaramazsa, evlenebileceği bir koca adayı da elinde olacaktı. 
Ancak aile için çalışan ve Celia'nın damat adaylarını araştırması için görevlendirdiği polis memuru Jackson Pinter, bütün adaylarda bir kusur bularak onun bu planını mahvetmeye kararlıydı. Celia ise bunun nedenini, Jackson Pinter'la beraber kendi ailesinin cinayetini araştırmaya başladığında anlayacaktı. 
(Tanıtım Bülteninden)

Yorumum:
Kitabın başından beri dedektif Pinter'ın Celia'ya bir hayranlık duyduğunu fark etmişsinizdir. Hep ikisinin kitabını bekledim. Tabii cinayetin sonucunu da. Ve cinayetin nedenini öğrenince siz de benim gibi şok olabilirsiniz. Ters köşe yapmışlar. Katili doğru tahmin etmişim. Genelde en ummadık kişileri seçerim de :D Sharpe kardeşlerin anne ve babaları biraz da olsa birbirini seviyormuş bunu okumakta güzeldi. Hep cinayetten gidiyorum. Gelelim hikayemize... Bu Jackson kadar kendini frenleyen biri olamaz. Ama araya kıskançlık girince herkes değişir.  Ciddiyet abidemiz bile Celia'nın taliplerini kıskanıp kızımızı öpüyor ve işler bundan sonra karışıyor.Kitapta en çok silah müsabakasını beğendim. Kazanan Celia'yı öpecekti ama Celia herkesi yendi. Sonra Pinter'a bir atış hakkı verdiler herkes beraberlik beklerken bizimki 2 kuşu birden vurdu. Kazandı... Sonra kızımızı dudaktan öpmedi. Kızımız bozuldu.
( Meğer kendisini tutamayacağı için öpmemiş. )Ama gözü kara kızımız sonunda Pinter'ı kaptı. Kitapta şu deli dükü merak etmeden duramadım. Ve Virgina'nın kuzenini tabii. Öyle bir çapkının aşkını okumak güzel olacak. Finalimizi onunla yapacağız. Kitabın türkçesi çıkar çıkmaz okumayı düşünüyorum. 

Puanım :10
Kesinlikle okuyun!!!

10 Kasım 2013 Pazar

The Chief Highland Guard Serisi: 1 İki Ateş Arasında

Tor Macleod İskoçya ve İngiltere arasında çıkan savaşta taraf olmak istememektedir. Ama Bay Fraser güzeller güzeli kızı Christina'yı yatağına yolladığında, dahası Tor onun bekaretini aldığında çoktan tarafını seçmiştir. Tor, bu kızdan ilk gördüğü anda etkilenmesine rağmen kızla evlenmesinin taraf tutma olduğunu bildiğinden onu aklından çıkarmaya çalışmıştır. Sonunda kendisini onunla birlikte yatakta bulduğunda ise iş işten geçmiştir. Buna öfkelenen Tor, bu evliliği reddeder. Ama sonunda ona verilen diğer sözlerden dolayı kızı kabul eder. Tor kralın askerlerini yetiştirecek ve güzel Christina'ya sahip olacaktır. Ona kalbini asla ve asla vermeyecektir. Bunu hesaplamasına rağmen kendini karısına aşık halde bulur. Üstelik Christina'nın yaptığı bir hata Tor'u iki ateş arasında bırakır. Tor kaldığı bu ikilemden yara almadan çıkabilecek midir?
Kişisel Yorumum:
Bana yazarın diğer kitabı Asi'yi hatırlattı. Zaten bu yazar gerçek karakterleri kullandığı için tarihi kitapları okumayı daha zevkli hale getiriyor. Ama her zamanki gibi kendisini o dönem karakterlerinin duygularına bırakan yazarımız yine kızları hor gören kaba savaşçılarla karşımıza çıkıyor. Bu adamlar her şeyde çok iyiler. Ama iş aşka geldiğinde tam bir aptala dönüşüyorlar. Karılarına aşık olduklarını ne yazık ki onları kaybettiklerinde anlıyorlar. Başlarda eşlerine kaba davranan savaşçılarımız aşık oldukları anda tapılası yaratıklar oluyorlar. Bu kitap Asi'nin muhteşem derinliğine sahiptir. Okuyun derim.
Puanım:9

Selection Serisi 1: Beni Seç

Kitabımızın konusu kısaca şöyle: 
Illéa diye bir ülkenin prensi, prensesini seçmek için tüm ülkede güzel kızların katılacağı bir yarışma düzenletir. Bu yarışın ön elemesinin sonucunda saraya otuz beş kız alınacaktır. Onlarda tek kız kalana kadar bir yarışın içine  sürüklenecektir. Takdir edersiniz ki baş karakterimiz de bu kızlardan biri. Ama diğer kızların aksine America seçime katılmak istememektedir. Bunun en önemli sebebi de altıncı sınıflardan bir sevgilisi olmasıdır. Fakat sonunda sevgilisi Aspen onu zorla bu seçime katılmaya ikna eder. America hem annesinin ısrarından kurtulmak hem de Aspen için bu yarışa başvuru yapmayı kabul eder. America, sevgilisi ile evlenip sınıf farklılığını aşmanın bir yolunu bulmayı düşünürken, Aspen onu terk eder. America tam bu aşk acısıyla boğuşurken seçimin sonuçları açıklanır. Kazanacağını düşünmemesine rağmen kızımız seçilmiştir. 
Ve sadece ailesini rahat ettirmek için saraya girer. Burada onu engellemek isteyen sürüsüyle kızla mücadele eder. Ama doğallığı sayesinde Prens Maxon'ın ilgisini çekmeyi başarır. Önceleri Maxon'u en yakın arkadaşı gibi gören America prensin kendisinden hoşlandığını itiraf etmesiyle birlikte ona karşı başka duygular beslemeye başlar. Ama bunun ne olduğuna karar veremez. Tam bu anda kızımızın sevgilisi Aspen'de saraya muhafız olarak atanır. Aspen artık bir altıncı sınıf değil ikinci sınıftır. Yani America onu seçerse annesi bile bu evliliğe izin verecektir. Lakin gelin görün ki kızımız ne Aspen'i ne de prensi seçmemiştir. America artık seçimin kendisinde olduğunu fark eden ve seçimi kazanmak isteyen bir elittir. Çünkü 35 kızdan geriye sadece altı kız kalmıştır. Ve bunlardan sadece biri prenses olacaktır.  
Kişisel Yorumum :

Bu kitaptaki sınıf farklılığı aynı "Açlık Oyunları" serisine benzetilmiş ve konusu da aşağı yukarı aynı. Onda hayatta kalan kazanır. Bunda ise prenses olur. Bu nedenle içinde ölüm olmasa bile türlü entrikalar olan bir kitap. Kitapta kendilerine "Asiler" denilen bir grup var bunlar da Kuzey ve Güney diye ikiye ayrılıyor. Prens'e göre Güneyler katil ve aradıkları bir şey var. Tabii bu teorisini ispatlayamadığından elinden bir şey gelmiyor. Kitapta o kadar şey varken asilere ne gerek vardı anlayamadım doğrusu. Zaten hayatımda gördüğüm en karaktersiz karakterler bu kitapta mevcuttu. Bu kanıya nereden vardığımı anlatmak için yorumlarıma Aspen ile başlamak istiyorum. Ezik mi ezik, kadın bana değil ben kadına bakarım mantıklı bir maço, ama umutsuz bir aşıktır kendileri. Kızı o kadar severken sınıf farkından ötürü elinden kaçırmıştır. Yazık diyecekseniz demeyin ben demedim. Çok sinir oldum başlarda Aspen'e. Sonlarda da "kendi düşen ağlamaz" dedim. Şimdi Aspen fanları diyecekler ki Aspen ezik te Maxon çok mu iyiydi? "HAYIR" diyorum. Aslında kitabın ortalarında Maxon'ın America'yı ilk öptüğü ana kadar Maxon'a aşık olmuştum. Bu kadar romantik, iyi niyetli biri olamaz diyordum ki olamazmış zaten. Ben onu sadece America ile ilgilenen biri sanırken adam çapkına bağladı yahu. Ve America ile yaptığı ilk kavgada "Ben prensim haddini bil." demesine gerek yoktu. America da sütten çıkmış ak kaşık değil. Sıra ona da gelecek. En çok gıcık olduğum karakteri sona sakladım. Kısacası Maxon için son sözüm şu sen de çuvalladın be abi.

Gelelim America'ya. Başlarda aşkı için mücadele eden, ailesini düşünen, meleğimsi bir kız görüyoruz. Ama inanmayın dostlar. Prens kendisine açılır açılmaz, arkadaşına prensi ayarlamayı unutan bir kız, en yakın dostum dediği birini, bir anda erkek olarak görmeye başlayan bir avcıya dönüşen bir America var karşınızda. Hatta o kadar ileri gidiyor ki daha prens için duyguları net değilken eski aşkı Aspen'e de yüz veriyor. Öyle sözle de değil. Öpüşmeli yüzler bunlar. Aspen ile tam barışıyor diyorsunuz gidip prensi öpüyor. Sonradan hırslandı bu kız. Zaten kitabın sonunda "Ben Elitim." diyor. Sonuçta kitap tam bir kafa karışıklığı ile son buluyor. Kızımız ne Maxon'dan ne Aspen'den vazgeçebiliyor. Ama ikisini de seçemiyor. Elitte büyük ihtimal prensi seçer diyorum. Onu daha okumasam da sonuç şimdiden belli. Bu kız tacı da, Maxon'u da alır. Sinirlerinizi tutacaksanız okuyun derim.
Puanım:6

22 Eylül 2013 Pazar

The De Burghs Serisi: 2 Kralın Buyruğu

Hikayemiz en son, kralın cadoloz Mallory ile evlenmesi için De Burgh erkeklerinden birini görevlendirmesiyle bitmişti. Oradan hikayemiz başlıyor.
Bizim şövalyeler çöp çekerler ve kısa çöpü çeken Geoffrey, De Burgh kardeşlerin en zekisi ve en naziği Mallory ile evlenmek zorunda kalır. Mallory ne kadar sabrını taşırmaya çalışsa da Geoffrey ona karşı kaba kuvvete başvurmaz. Ve her şekilde Mallory'i affeder. Hatta ondan etkilenir. Mallory aslında çok güzel bir kızdır. Fakat bakımsız saçları, kaba saba tavırları, sürekli küfür etmesi herkesin onu itici bulmasına sebep olur. Kitabı okudukça bunların asıl nedenini öğreneceksiniz. Neyse ikilimiz kavga dövüş derken birbirlerine aşık olurlar. Ama düşmanları onları yine rahat bırakmaz. Ve ikilimizin imdadına her zamanki gibi De Burgh kardeşler yetişir. 

Kişisel Yorumum:
Geoffrey, Dunstan'ın aksine çok nazik, duyarlı ve mantığını kullanan biriydi. Zaten Mallory ile başka türlü baş edemezdi. Kızımız ise aksi, sinirli, durduk yere olay çıkaran bir karakter. Zaten ilk kitaptan beri kardeşler kızımıza cadı diyorlar ve çok haklılar tam bir cadıydı. Geoffrey sabretse de benim sabrımı taşırdı bu hatun. Ayrıca Geoffrey nasıl oldu da kızın dağınık saçlarına abayı yaktı anlamış değilim. Bütün kitap o saçlarla ilgili fantezi kurdu durdu. Bu da Geoffrey'nin içinde bir sapık yatıyor gibi hissettirdi bana. Yine de çok mağrur, terbiyeli Geoffrey De Burgh içinde kopan fırtınayı dışarıya belli etmedi. Kıza en başta aşık oldu bana göre. Ama bunu anlayana kadar kitap bitti. Yine kızı kaybettiği anda onu sevdiğini anlayan bir erkek karakterle karşı karşıyasınız anlayacağınız. Kitabın sonu da çok hoştu. Mallory'nin çirkin ördek yavrusundan kuğuya dönmesine bayıldım. Son olarak Geofrrey, Bana Dunstan'ın hikayesi kadar büyük bir zevk vermedi. Aslında ilk Geoffrey'i okuyarak seriye başlamıştım. O yüzden başta vereceğim puanım şimdi vereceğimden daha yüksekti. Fakat şu anda tüm kardeşleri okuyan biri olarak puanımı ortalama olarak vereceğim.
Puanım:7

19 Eylül 2013 Perşembe

The De Burghs Serisi:1 Wessex Kurdu

Yedi kardeş De Burg şövalyesinin ilk kitabı Kurt lakaplı Kont'un en büyük oğlu Dunstan ile Marion'ın aşkını anlatıyor. Marion dayısından kaçmak ve kiliseye sığınmak üzere yola çıkar ama dayısının adamları yolunu kesip kızımızın tüm adamlarını öldürünce bizimki yola tek başına devam eder. Fakat güzel Marion'un talihsiz kaderi burada bitmemiştir ve  hafızasını kaybeder. Şansına onu De Burg kardeşler bulup şatolarına götürürler. Marion bu gürültücü erkeklerden oluşan aileye çok alışmıştır. Hepsini kardeşi gibi görmektedir. Kont ise bu kızı gelini olarak istemektedir. Derken bir gün en büyük oğul Dunstan gelir. Marion onu görür görmez vurulur. 
  Diğer kardeşler de çok yakışıklıdır. Ama Marion'ın kalbi sadece Dunstan'ın yanında atmaktadır. Öte yandan Dunstan babasından yardım istemeye gelmiştir. Marion ile uğraşacak vakti yoktur. İşler tam bu sırada karışır. Çünkü Marion'ın dayısı yeğenini geri istemektedir. Kont bu durumu çözmek için oğullarını toplar ve onlara hangisinin Marion ile evlenmek istediğini sorar. Bu şövalyeler sadece evlilikten korkmaktadır.  Hiçbiri kabul etmez. Bu durumda geriye sadece Marion'ı dayısına teslim etmek kalır. Ve bu iş Kurt'a kalır. Marion'a gelirsek,  hatırlamasa bile dayısının yanına geri dönmek istemez. Bu yüzden sürekli kaçış planları yapar. Bu arada Kurt'un adamları öldürülür ve kızımız hafızasına kavuşur. Durum ne kadar kötü olursa olsun ikilimiz kaçıp kovalamaca oynarken birbirlerinden etkilenip birlikte olurlar. Fakat zavallı Marion, Dunstan'e aşık olmuştur. Onun başına bir şey gelmemesi için dayısının adamları onu bulduğunda dayısının şatosuna döner. Dunstan ise Marion'a bakmaya dayısının şatosuna gider. Orada Marion'un dayısı hakkındaki kötü sözlerinin doğruluğuna inanır onu oradan kaçırır. Marion ayrılacaklarını düşünürken ikilimiz evlenir. Her şey yeni başlamıştır. Bizimkilerin peşinde bir Dunstan'ın komşusu bir de Marion'un dayısı vardır. Bir sürü yanlış anlama ve savaşın sonunda karı-koca mutlu mesut yaşarlar. Tabii ki diğer kardeşleri için felaket vaktidir. Çünkü Kral bir buyruk yollamıştır. Bu da Dunstan'ın komşusunun kızı cadaloz Malory ile bir De Burg'un evlenmesidir.

Kişisel Yorumum:
Bu Dunstan beni sonlara doğru fıtık etti. Kızı sevdiğini anlamaması, ailesinden yardım istemeye çekinmesi falan sinirlerimi bozdu. Marion ise fazla Pollyana idi. Ona da Dunstan'a aşık olup evlendiği halde ondan kaçmayı düşünmesinde kızdım. Git mücadele et kızım niye kaçıyorsun? Hiç mi Judith ve Julia ablalarının kitabını okumadın? Önce evlen sonra aşık et mantığı uygulasana. Nitekim öyle de oldu. Gerçi diğer seriyi okuyunca anlayacaksınız ki her De Burg aşık olduğunu geç anlıyor. Kabullenmek istemiyorlar. Eşleriyle bazıları başından severek evlendiği halde sevdiklerini anlamıyorlar. Neyse onları da diğer De Burglar'da görürsünüz. Her şeyden bahsedip geriye kalan altı De Burg'u kendi izlenimime göre tanımlamadan olmaz. Kitap sırasına göre tanıtayım:
 Geoffrey: Ailenin bilgiçi. (En sevdiğim De Burg.)
Simon: Ailenin en öfkelisi. (Her şeye parlar.)
Robin: Ailenin şakacısı ve büyülere inanıyor.
Stephen: Ailenin sarhoşu ve en yakışıklısı.
Reynold: Ailenin topalı ve en vurdumduymazı.
Nicholas: Tekne kazıntısı ve gizemli olanı.
Birde baba De Burg var ki babacan, içten ama dediğim dedik biri.
Bu kitaba  puanım.....
10


1 Eylül 2013 Pazar

Westmoreland Serisi 2: İçinde Aşk Saklı


Bu seride baş kahramanımız Claymore dükü Clayton Whitney adlı canlı, kıpır kıpır uçarı bir kıza kafayı takıp onu karısı yapmaya çalışıyor. Royce'nin torunundan da daha azı beklenmez zaten. Kızımız hep düklerin yaşlı ve asık suratlı olmasını düşünen biri ama Clayton ile daha ilk karşılaşmalarında onun kimsenin onu keşfedemediği kılığıyla tanıyan zekasına hayran oluyor. Fakat yüzünü göremiyor. Daha sonra onu fark etmeyen ilk aşkını elde etmek için memleketine geri dönüyor. Dükümüz ise bu kızı elde etmek için babasına kumpas kuruyor. Bu arada ikilimiz santraç maçları yapıp gülüşüp eğleniyorlar. Kızımız başta Clayton'a ısınamasa da evlilikte keramet var sözünden ötürü kocasına aşık oluyor. Bu seferde yanlış anlamalar peşlerini bırakmıyor. Sürekli kavga ve yanlış anlamalarla geçen mücadelenin sonunda tabii ki kazanan aşk oluyor.

Yorumum: Okuduğum en kötü Judith kitabıydı. O kadar sıkıldım ki anlatamam. Kızım artık bir akıllan. Claymor dur uslu demekten dilimde tüy bitti. Kendime işkence ederek kitabı bitirdim. Okusanız da olur okumasanız da. Zaten ilk hikaye ile bağlantısı da yok. Sadece aynı dükalığı yaşatan karakterler. Royce ve Jennifer öleli yıllar olmuş. Bambaşka bir hikaye. 


 Puanım:3

Amerikalı Varisler Serisi 1: Beni Aşka İnandır

Hikayemiz bir baloda başlıyor. Baş kahramanımız Sophia, açık yürekli, iyi eğitimli, Amerikalı zengin bir varis. Ailesinin tek istediği de soylu  bir koca bulup evlenmesi. Sophia annesini koca seçimini yapacak olanın kendisi olması konusunda ikna ediyor. Ve gözü ilk gördüğü andan itibaren yakışıklı ama tehlikeli dük James'e kayıyor. James'in tehlikeli olduğunu öğrenmesine rağmen onunla yakınlaşmaktan kendini alamıyor. Diğer yandan James ailesinin borçlarını kapatmak için zengin biriyle evlenmek zorunda. Bu kişi de bizim tatlı Sophia'dan başka değil. James başta Sophia yerine annesinin çekip çevirebileceği, iyi huylu bir kızcağız arıyor. Lakin Sophia'nın cazibesine kapılıp gidiyor. İkilimiz evlenince işler değişiyor. Sophia kendini bir aşk evliliğe yaptığına inandırıyor. Daha doğrusu kendisi James'e sırıl sıklam aşık. Ama aşkı karşılıklı değil. Sophia oyunu James'in kartlarıyla oynuyor ve sonunda her zamanki gibi aşk kazanıyor. Daha fazla detay verip heyecanı kaçırmadan yorumuma geçeyim.
Yorumum:
Sophia atılgan, tatlı ve cesur bir kızdı. Diğer yandan James kendi  bunalımından  çıkamamış, karısına aşık olmaktan korkan, her şeyin elinin altında olmasına alışmış her zamanki soylu erkeklerdendi. Gerçi James beni diğer soylular kadar uyuz etmedi. Bunun nedeni ikilimizin evlenene kadar gerçekten büyük bir aşk yaşaması. Evlendikten sonra Sophia'yı terk etmesi bana çok dokunmuştu. Yine de James aslında o kadar zavallı geldi ki ona kızamadım bile. Annesi onu dolaba kilitlermiş, babası döver söver kötü davranırmış. Ne yapsın zavallı? Sevgi nedir bilmiyormuş. Sophia'yı görünce her şey değişiyor. O da bu değişimden korkup olanların sadece şehvetten ötürü olduğuna kendini inandırıyor. Kitap genel olarak benim Sophia'ya ''Yürü be kızım!'' James'e ise ''Vah vah!'' dememle geçti bitti. Çabuk bitti beni sardı. Kitaptaki çeviri hatalarını görmezden gelirsek ortalamanın üstünde okuduğunuza değecek bir kitap. Tarihi roman severler kaçırmasın bu seriyi.

Puanım: 8

16 Temmuz 2013 Salı

Westmoreland Serisi 1i: Düşler Krallığı

Julia'dan sonra en iyi tarihi kitap yazarı Judith McNaught'un soğuk ve sert iskoç beyleri ile cesur ve güzel kadınlarıyla tanışmaya hazır olun. Westmoreland Serisinin ilk ve bana göre en iyi  kitabıdır bu kitap.
Hikayemiz Kurt lakaplı soylu savaşçı Royce'nin, iskoç dükünün kızı Merrick ve onun kız kardeşini rehin almasıyla başlar. Merric çok çetin ceviz bir kızdır. Ona doğunun incisi de derler. Annesini kaybedince gaddar babası ve kardeşleri ile yaşamak zorunda kalmıştır. Bu da onu çok güçlü bir karakter haline getirmiştir. Merric, Royce'den kaçmak için her şeyi yapar. Ama sonunda hep çuvallar. Bu sırada başta birbirlerini öldürmek isteyen ikilimiz arasında bir sevgi doğar. Royce, Merric'e çok bağlanır onu elinde tutmak için kız kardeşini kullanarak Merric ile yatar. Fakat, Merric'in kardeşi onu Royce'den kurtarır. İkilimiz düşman ülke çocukları olduğundan yanlış anlamalara maruz kalırlar. İngilizler Merric'e sürtük derler. İskoçlar ise Merric Royce'yi kandırdığı için onunla alay ederler. Dedikodular baş gösterince bunu önlemek isteyen kral, Royce ve Merric'i evlendirir. Royce'yi de Claymore Dükü ilan eder. Merric bekaretini elinden alan kocasından başta nefret etse de ona olan aşkı her şeye üstün gelir. İkilimiz mutlu mesut yaşarlar. Lakin bu da uzun sürmez bir yanlış anlama sonucu Royce Merric'in kardeşini öldürür. Bundan sonrasını yazmayayım baya bir bölümü özetledim. İkilimizin sonunu okuyup görün. Gerçi her roman gibi bununda nasıl bittiği belli. 
Kişisel Yorumum:
Beni Julia kadar etkilemese de etkileyici bir dili var Judith'in. Ama her karakteri birbirinin aynı. Kötü, acımasız erkekler, yabancı gelinler. Bir sürü yanlış anlamalar. Bunlar klasik tarihi roman karakteri özelliği olsa da beni bazen sıkıyor. Bu kitap ta öyleydi. Aşırıydı. Bazılarına göre bir şahaser olan bu kitapta benim için eksik kalan bir şeyler vardı. En basiti, Bridgerton erkeklerinin inceliği Kurtta yoktu. Bildiğin öküzdü. Ve kızımız cesur ama saftı. Yanlış anlamalar zaten sinirlerimi zıplattı. Öte yandan Royce çok kabaydı. Hadi geçtim hepsini tam mutlu olacaklar derken sen git kızın abisini öldür. Hem de suçsuz yere. Kızın yerinde ben olsam daha bile kötü davranırdım. Çok yumuşak davrandı. Asla da affetmezdim. Yazar bu yüzden abartmış. Kardeşini öldürtmeseydi bu kitaba 10 puan verecektim. Fakat kardeşini öldüren biriyle ne yaparsa yapsın kızın barışmasını midem kaldırmadı. Bu yüzden;
Puanım: 7

23 Mayıs 2013 Perşembe

Prens Üçlemesi Serisi 1: Çirkinin Aşığı


+18 okuyucular için uygundur!!!
Zengin, hırslı, ve yüzünde yara izleri olan bir kont olan Edward ve  kocası ölünce hayatı mahvolan Anna'nın yolu bir şekilde kesişir. Anna, Edward'ın evinin içindeki  düzeni değiştirirken, aynı zamanda kontu da değiştirmiştir. 
Edward hiç bir kadının kendisine aşık olmayacağından emin olan, bu yüzden sevdiği kadını bile öpmekten korkan biridir. Fakat Anna, ondan daha cesur davranıp Edward kendisini fahişe sanarken onunla beraber olunca, kont artık kendini frenleyemez. Anna ile evlenmek isteyen kontun önce yapması gereken, asi dulu bu evliliğe ikna etmektir.
Kişisel Yorumum:
Kitap cinsel ögelere fazla yer vermeseydi beni daha çok kendine çekebilirdi. Öyle ki bazı sayfaları atlamama neden oldu. Ama içerik olarak süper bir kitaptı. Hep güzeller mi sever? Çirkinlerin sevmeye hakkı yok mu? Bu kitap tüm bunların yanıtını bulduruyor. Birbirine zıt iki karakterin aşık olması tarihi romanların klasiği haline gelmiş bu kitapta da zıtlaşmaları sıkça görüyoruz. Gerçi bunda aşırı küfür edilmişti. Yine de sonunda Anna hak ettiği yere ulaştı. Bebeklerinin olmayacağını düşünerek evlenmek istememesine rağmen evlenince bebekleri olduğunda ben Anna'dan çok sevindim. Abartılı fantezileri saymazsak, gördüğüm en aşık erkek karakteri bu kitaptakiydi. Bizi sinir eden kadınları ağlatıp, peşlerinden koşturan zampara erkek tiplemesi yerine aşkına sahip çıkan ve sonuna kadar onu koruyan bir karakterdi EDWARD.
Not: Kitabın asıl adı The Raven Prince'dir. Yani Kuzgun Prens. Bu da diğer eleştiri noktam oldu. Prens üçlemesinin asıl mantığı adlarda gizli. Her kitapta ayrı bir prens adı verilmiş. Ama orjinal başlıklar diğer kitaplarda da kullanılmamış.
Puanım:8


The Notorious Gentlemen 2:Hep Seni Bekledim

İlk kitaptan adını duyduğumuz Yarbay Phineas'ın hikayesiyle serimiz devam ediyor. Phin, 17 yaşındayken, ağabeyinin sakat kalmasına sebep olduktan sonra evini terk etmiş ve orduya katılmıştır. 10 yıl boyunca da evine geri dönmemiştir. Fakat kız kardeşi Beth bir mektup yollayıp, ağabeylerinin ölüm döşeğinde olduğunu söyleyince Phin, yıllardır kaçtığı yere, evine geri döner. Lakin hiçbir şey bıraktığı gibi kalmamıştır. Ve kız kardeşi Phin'e yalan söylemiştir. Onu gerçekte neden çağırdığını Phin'e anlatmasa da yarbay bir şeylerden şüphelenir ve kalmaya karar verir. Burada yıllar önce terk edip gittiği en yakın dostu Alyse ile yeniden karşılaşır. Ama yıllar genç kadına acımasız davranmıştır, Anne ve babasını kaybeden Alyse şimdi kötü halasına refakatçilik eden bir hizmetçiye dönmüştür. Dahası sevdiği adam tarafından küçük düşürülüp sosyetenin gözdesi olmaktan çıkmıştır. Doğunun incisi şu anda bir hizmetçidir. Ve ona yaklaşan herkese karşı temkinlidir. 
Bu temkinli hali yıllardır sevdiği Phin'i görünce değişmiştir. Phin eskiden olduğu gibi Alyse'in kalbine yerleşmiştir. İkilimiz birbirlerine yardım etmeye karar verirler. Ama Phin'in Alyse'den sakladığı bir sırrı vardır. O da gündüzleri bir asker olan kahramanımızın geceleri herkesin korktuğu hırsız Fransız olmasıdır. Alyse Fransız'ın Phin olduğunu bilmeden bu tehlikeli hırsızdan etkilenmiştir. Peki gerçekleri öğrenirse neler olacaktır?

Kişisel Yorumum:
İlk kitabın berbat çevirisine karşılık bu kitap çok akıcı bir çeviriyle çevrilmişti. Kitabı 2 günde bitirmeyi hedeflerken konusu beni o kadar sardı ki yine dayanamayıp sabahladım ve kitabı bitirdim. Bir kere Phin, Sullivan'ın tam tersi bir karakter. Aşkına sahip çıkan, aşık olduğu kadını başkasına vermeyi düşünmeyen biri. Ayrıca karakterlerimiz birbirlerini uzun zamandır tanıyan iki eski dost. Tabii bir zamanlar bu dostluktan öte şeyler de hissetmişler. Lakin bunları birbirlerine açıklayamamışlar. Daha önce yaşayamadıkları aşkı yaşamaları çok etkileyiciydi. Ayrıca bu kızın kuzenine ilk anda sinir oldum. Sonunda da Phin'in ona yumuşak davrandığını düşünüyorum. Kitabın sonlarına doğru diğer karakterlerimiz. Sullivan ve Bram devreye girince hikaye oldukça renklendi. Phin'de Sullivan gibi ailesel problemleri yüzünden başta aşkını tam yaşayamasa da, Sullivan'ın aksine Alyse ile evlenmek için neredeyse yalvarmak zorunda kaldı. Ve onu yeniden terk etmeyi asla düşünmedi. Yine de kitapta bir şey eksik geldi bana. Mesela kardeşlerini düşündüğü kadar Alyse ve ilişkisini düşünmedi. Kendisini tehlikeye attı. Kitapta sevmediğim tek yan buydu. Alyse'i çok sevse de onun başını belaya sokmasını yanlış buldum. Ayrıca şunu da belirteyim bu seri de birinci kitabı  ya da üçüncüsünü okumanız şart değil. Karakterler birbirleriyle arkadaş ama hikayeler tamamen farklı. ''The Notorious Gentlemen'' yani ''Nam salmış centilmenlerin'' üçüncü kitabı da umarım ikinci kitabı gibi güzeldir.

Puanım:8





22 Mayıs 2013 Çarşamba

The Notorious Gentlemen 1: Bir Öpücükle Başladı Her Şey


Konusu bir markinin gayrımeşru oğlu olan Sullivan evinden uzaktayken annesi ölür. Annesi bir ressamdır. Annesi ölünce, babası annesinin tablolarını tanıdıklarına dağıtır. Bunun üzerine Sullivan yasal olarak tabloları alamayacağını düşünerek hırsızlık yaparak onları geri almaya karar verir. Gündüzleri at yetiştiricisi, geceleri ise soyluların evine giren bir hırsızdır. Bu evlerden biri de baş karakterimiz Isabel'in evidir. Sullivan, yakalanınca Isabel'in aklını karıştırmak için onu öper. Fakat kızımız maskesini çıkartıp yüzünü görünce Sullivan çaresizce Isabel'in isteklerine boyun eğmek zorunda kalır. Isabel, Sullivan'ın sırlarını öğrenmek ve onu hırsızlık yapmaktan uzak tutmak için yanında çalışmasını ister. Böylece Sullivan, Isabel'e at binmeyi öğretmek amacıyla emri altında çalışmaya başlar. Bu arada birbirlerine aşık olurlar. Ama sınıf farklılıklarından dolayı aralarına engeller girer. Yine de sonunda kavuşurlar. 

Kişisel Yorumum:
Öncelikle gördüğüm en kötü Türkçe çeviriydi. Dizi ve film çevirileri yaptığım için, kitaplardaki çevirilerin düzgün olmasına çok önem veriyorum. Olmayınca okuyamıyorum. Bu kitapta maalesef çeviri kurbanı oldu. Bir sürü yeri atlamak zorunda kaldım. Cümlenin başı var, sonu yok. Okumamış mı çeviren nedir? İngilizce biliyorsanız, İngilizce okuyun derim. Çeviri vasat ama kitap harika mı? Tabii ki değildi. Çok sıkıldım. Sıradan bir konu olmasını geçtim, Judith'in gözü kara, sevdiği zaman dünyayı gözü görmeyen erkek karakterlerinin yanında, bu Sullivan ezik, kendine güveni olmayan, bencil, acınası bir karakterdi. Kızı sevdiği halde ve üstelik kızla yattığı halde evlenmeyi düşünmedi. Başkasıyla evlenir diye düşündü. Kızın gözü unvan da ya da para da değildi. Yine de Sullivan bunu anlayamadı. Kızı sevdiği için uzak durduğunu söylese de asıl neden kendine güvenmemesiydi. Eğer kızı sevdiği için ondan uzak duruyorsa, onu sevdiğinden hırsızlığı bırakabilirdi. Bunu da yapmadı. Sonuna kadar korkak gibi davrandı. Babası en sonunda onu kabul edince verdiği tepki beklediğim bir tepkiydi. Ama o ana kadar gerçekleri görememesine baya sinir oldum. Muhteşem bir kadın karakterimiz vardı. Ona bu ezik adam hiç olmamış. Sizler de benim gibi güçlü ve aşkına sahip çıkan erkeklerden hoşlanıyorsanız Sullivan size hitap etmeyecek. Bu kitap bir seriymiş. İlk kitabı bu. Sonraki kitaplarda göreceğimiz karakterler bu kitapta az da olsa tanıtılmıştı. Umarım onların çevirisi de, bu kadar kötü olmaz.

Puanım:4

7 Mayıs 2013 Salı

Hathaway Serisi 2: Vazgeçmem Senden

İkinci kitabın baş karakterlerini ilk kitabı okuyan herkes tanıyordur. Kev ve Win. Win ilk kitapta çok hastaydı bu yüzden tedavi olmadan Kev ile olabilmesi imkansızdı. Bu kitapta zengin eniştesi Rohan sayesinde tedavi olacak parayı buluyor. Ve yurt dışına gidiyor. Orada tedavi oluyor. Ama geri döndüğünde bambaşka bir Kev ile karşılaşıyor. Kev, Win onu terkedip gittiğinde çok acı çekmiş ve kendisi davranmayan birine dönmüş. Win dönünce de bu durum birden değişmiyor. Tabii Win'in talibini gören kahramanımızın etekleri tutuşuyor ve romanlara has olan kaçırma yöntemini uyguluyor. Sonunda birbirinin olan ikilimize gelecek bomba bir haber de cabası.

Kişisel Yorumum:
Spoiler İçerir!!!
Bu kitap ilki kadar akıcı değildi. Çok sıkıldım. Aslında aşık başladıkları için daha bir heyecanlı olur sanmıştım. Ya da kendini geri çeken taraf Win olur sanmıştım. Ama tam tersine Kev kendini geri çeken taraf oldu. Bu da beni delirtti. Kev ve Cam'in arasındaki bağlantıyı zaten başından beri tahmin ediyordum. Hiç şaşırmadım. Ama ben kontluk yerine düklük falan beklemiştim. Hayal kırıklığına uğradım. Amelia'nın hamile olmasına çok sevindim. 3. kitapta bebeğini de göreceğiz demektir bu. Ve Leo, ilk kitaptaki o ruhsuz, sorumsuz adam gitmiş yerine bambaşka biri gelmiş. Oda bu kitapta tanıdığımız mürebbiyeyle evlenecek. Bunun için 2 kitap daha beklemeliyiz. :) Kısacası diğer karakterleri tanıma açısı olmasa ve sırf Kev ile Win anlatılsaydı bu kitabı boşuna okumayın derdim. Ama söz konusu diğer karakterler olunca kıyamayıp okuyun diyorum. 

Puanım:5

Hathaway Serisi 1: Benimle Kal


Wallflower serisinin yazarından yeni bir seriyle daha karşınızdayım. Ülkemizde maalesef bu serinin tamamı türkçeye çevrilmemiştir. Ben türkçe olanları tanıtacağım. Bu serinin baş karakteri yarı roman olan Cam Rohan'ı, Sevgim Sana Ait adlı kitapta tanımıştık. Bu kitapta onun kendisine aile kurmasını anlatan bir serinin başlangıcı. 
Tanıtım:
    Cam Rohan zengin, yakışıklı bir yarı çingenedir. Ama zengin olmasını şanssızlık olarak gören yegane insanlardan biridir. Paranın ona mutluluk ta getireceğini Amelia Hathaway ile tanıştıktan sonra farkına varacaktır. Cam Amelia Hathaway ile tanıştığı ilk anda ondan etkilenmiştir. Onun kurdalelerini aklından çıkaramamaktadır. Ve şans yüzüne gülerek ikiliyi yine bir araya getirir. Amelia, anne ve babasını kaybeden sorumsuz ağabeyi ve üç kız kardeşine bakmak zorunda kalan sorumluluk sahibi, inatçı ve güçlü bir kızdır. Yaşı biraz geçtiğinden evde kaldığına karar vermiştir. Ailesine yeni gelen vikontluk ünvanı bile maddi durumlarının kötü olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Allah'tan yanında ona destek olan yarı çingene Merippen vardır. Hathawayler çok gürültülü ama birbirlerine bağlı bir ailedir. Cam, Amelia'ya içinde bulunduğu zor anlarda yardım elini uzatmıştır. Böylece ikilimiz daha da yakınlaşmıştır. Aralarında ki yakınlık zamanla tutku ve aşka dönüşmüştür. Ama bu Amelia'nın bir Rohan ile evlenmesine yetecek midir?

Kişisel Yorumum:
Çok etkileyici bir kitaptı. Sonraki kitaplarda işlenecek olan aşklara dair ip ucu veren bir seri. Ben 2. kitapta Kev ve Win'in nasıl yakınlaşıp evleneceklerini çok merak ettim. Ayrıca bu kitapta Wallflower serisinin diğer baş karakterlerini de göreceksiniz. Bu beni çok sevindirdi. Bir karakterin sonunun ne olduğunu öğrenmeyi hep sevmişimdir. Masal onlar evlendiklerinde değil, evliliklerinin 4-5 yılı geçtikten sonra başlar bence. Bu yüzden sevgili süs bitkilerimizin hala kocalarına aşık olması ve mutlu evlilikleri olmasına bayıldım. Hathaway serisi, Wallflower'dan daha tutkulu bir seriydi. Ne de olsa burada romanlardan bahsediyoruz... Kesinlikle okunması gereken bir seri.

Puanım:10

2.KİTAP
3. KİTAP