-->
fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2014 Pazar

Soğuk Öpücük Serisi:1 Soğuk Öpücük

Kitap Wren adlı büyücü genç bir kızın çok sevdiği sevgilisi Danny'i ölümden geri getirmesini anlatıyor. 
Danny geri dönmüştür dönmesine ama artık Wren'in sevdiği o eski Danny değildir. Tüm vücudu soğuktur, kalbi atmamaktadır. Wren Danny ile baş etmeye çalışırken bir de başına onun gibi olan ve sırrını bildiğini iddia eden Gabriel çıkar. Wren ikisi arasında kalıp bir seçim yapmak zorunda kalır.

Yorumum:
Kitap moralimi bozdu diyebilirim. Sonunu bilseydim asla ve asla başlamazdım. Kitabın sonunda Wren duygusuzu Danny'e veda bile etmedi. Adı da Soğuk Öpücük yerine Bencil kızın büyüsü olmalıymış. Kıza baya sinir oldum, zavallı Danny'i geri getirdikten sonra Gabriel ile takılması, ondan hoşlanması falan bana saçma geldi. Danny'i resmen oyuncak etti kendine sonra en sonda Gabriel'i buldum zaten Danny'e ihtiyacım yok ölse kaç yazar mantığına girdi. Kısacası afişteki şu cümle tamamen yanlış "Bazen ölüm bile ayıramaz." Birini bu kadar çok sevip,  onu geri getirdikten sonra sırf eskisi gibi değil diye ondan vaz geçmek bana saçma geliyor. Çok gereksiz bir kitaptı. Ben bazı okuyucular gibi yan karakteri sevip kızı o kapsın diyenlerden değilim. Başrol'e tamamen sadığım ve o kapsın isterim. Başrole ne kadar kızsam da öyle isterim. Bu kitap birde seriymiş. Diğer kitabın ingilizce tanıtımında Danny'den haber yoktu. Kız Gabriel'e olan aşkı ve cadılığı arasında bocalıyormuş. Okumam daha da madem Bazen ölüm bile ayıramaz diyorsun. Sevgili yazar Danny'i eski haline çevirseydin ya da kızı bir şekilde ondan koparmadan yeni haliyle de Danny'e aşık etseydin. Neyse keşke okumasaydım diyorum. O yüzden puanım...

Puanım:1



Evernight Akademisi Serisi 1: Sonsuz Gece

Bianca annesi ve babası tarafından hep sıkı korumayla büyütülmüş bir genç kızdır. İnsanlarla pek anlaşamayan, çekingen ve asosyal olması durumunu daha  da zorlaştırmaktadır. Bu yüzden annesi ve babası onu kendilerinin de orada öğretmenlik  yaptığı Karanlıklar Akademisi'ne yazdırır. Bianca daha ilk günden akademiden kaçmaya kalkar. Böylece ailesinin onu anlayıp istediğini yapmasına izin vereceğini umar. Ama...
başrol erkek karakterimiz Lucas tarafından engellenir. İlk görüşmelerinde bile birbirinden etkilenen ikilimiz zamanla arkadaş olur. Lucas sürekli kızımızı kendinden uzak tutmaya çalışsa da sonunda dayanamaz ve bizimkiler çıkmaya başlar. İlk öpüşme deneyimleri sırasında Bianca Lucas'ı ısırır. Ve aslında bir vampir olduğunu öğrenir. Tabii bunu Lucas'tan saklar. Taki Lucas gerçeği kendi öğrenene kadar. Araya ayrılık girse de bizimkiler yeniden birlikte olmaya başlarlar. Bianca Lucas'ı ikinci kere ısırdıktan sonra da annesi ve babasına her şeyi anlatmak zorunda kalırlar. Tam işler Bianca için yolunda gitmeye başlarken Lucas'ın gerçek kimliğini öğrenmesiyle, kızımız aşkı ve ailesi arasında bir seçim yapmaya zorlanır. Aynı şey Lucas için de geçerlidir. Ya yıllardır ona öğretilen tabuları yıkacak, ya da ne olursa olsun Bianca'dan vazgeçmeyecektir.

Kişisel Yorumum:
Çok fazla spoiler vermemeye çalıştım. Zaten kitabın adından dolayı kızımızın bir vampir olduğunu az çok tahmin etmişsinizdir. İlk andan itibaren bunu bekliyordum. Ve sıkı durun ama Lucas'ı da doğru tahmin etmişim. Eric ile olan olaylar ve sürekli kızı koruma çabaları, sonra akademiden hoşlanmaması ve gizli yerlerde dolanmaları falan onun sırrını açık ediyordu. İkisi de aynı tür olsaydı çok sıkıcı olurdu :D araya illa ki engeller koymaları gerekir, değil mi? Hem Lucas bir keresinde Bianca'ya av-avcı ilişkisinden bahsetmişti. Ayrıca büyük büyük babası yüzünden camların kırılması da cabası. Hepsi Lucas'ın aslında akademinin düşmanı olduğunu doğruluyordu. Şu ana kadar kitabı okumasanız bile az çok siz de tahmin etmişsinizdir durumu :D Kitapta Bianca her konuda haklıydı. Ama Lucas'a kızdım. Bianca ona tüm sırrını söyledikten sonra, kendisi de açılabilirdi. Sonuçta Bianca gerçeği bilseydi ona yardım eder ve ikisi de mutlu mesut yaşardı. Ayrıca Bianca tam dedesinin olayını söylerken Lucas onun ağzını kapatır ya da başka bir türlü engelleyebilirdi. Bunun bir sürü yolu var. Yazar illaki açık verecek ya. Eric'in başına gelenleri de tahmin etmiştim. Yazarımız çok kolay tahmin edilebilecek biri bana göre. Ya da o kadar vampir kitabı okuduktan sonra her türlüsünü tahmin edebiliyorum. Ee birde bu kitap benim hikayemin bir ters versiyonu olunca otomatik olarak kendimi kitabın içine gömülmüş, bir sonraki hamleyi düşünürken hayal ettim. Eleştireceğim bir diğer yan ise Bianca'nın hiçbir tedbir almadan Lucas'ın yanına gitmesiydi. Bu kız onun kendisini kullandığını sanırken nasıl oluyor da bir sözüne eriyiveriyor? Ya, başından beri Lucas'a inanmalıydı ya da hemen ikna olmamalıydı. Hangimiz öyle bir durumda ikna oluruz ki? Bu bana inandırıcı gelmedi. Olayı kızın saflığına bağlayabiliriz o da ayrı. Sonu vampir olur inşallah bu Lucas'ın. Zaten o Kara Haç vampirlerden daha kötü bir grup her vampiri öldürmelerine gerek yok bazıları iyi sonuçta. (Kızın annesi ve babası gibi.)Şu okul müdiresi de Lucas'ın dedesinin sevgilisi çıkacak bence. Lucas'da dedesiyle aynı hataya düşmüş ve bir kız yüzünden ifşa olmuş olacak. Görürsünüz, demedi demeyin. Ve kitabın sonu o hediyeyi ben de bekliyordum ama mektup yazmasını değil. Biraz VA çakması bir seri olmuş. Dimitri'de Rose'a hançeri yollamıştı. Niyeyse bu ikiliden de aynısını bekledim ve gerçekleşti. Kitabı anladığınız üzere çok beğendim ki bu kadar konuştum. Su gibi akıp gitti kesinlikle okumalısınız. Sabırsızlıkla 2. kitabı bekliyorum...
Fantastik romeo-juliet ikilime puanım...
Puanım:10

29 Temmuz 2014 Salı

Aimee Carter - Tanrıça Serisi 2. Tanrıçanın savaşı



Kate Winters ölümsüzlüğü hak etti.


Ama hayatını Ölüler Diyarı'nda, Henry ile birlikte geçirmek istiyorsa bunun uğruna savaşması gerekecek.

Bütün olanlar içerisinde, ölümsüzlüğü kazanmak en kolayı olmuştu. Kate, artık Ölüler Diyarı Kraliçesi olarak taç giymek üzere olmasına rağmen, kendisini her zamankinden çok daha yalnız hissetmektedir. Ölüler Diyarı'nın hükümdarı olan Henry'ye karşı duyduğu sevgi günden güne büyürken, Henry ona karşı gittikçe mesafeli ve gizemli davranmaya başlamıştır. Kate'in taç giyme töreninin tam ortasında, evrende kendisini öldürebilecek kadar güçlü olan tek varlık tarafından alıkonur: Titanların Kralı, Kronos.

Diğer tanrılar her birinin sonunu getirebilecek olan savaşa hazırlanırken Henry'nin Tartarus'dan kurtuluşu yalnızca Kate'in elindedir. Ama Ölüler Diyarı'nın sonsuz mağaraları içinde yolunu bulabilmesi için, geleceğini tehdit eden tek kişiden yardım talep etmelidir. 
Henry'nin ilk karısı, Persephone. 


Ya ölümsüzlük ebedi değilse?

"Kate, açıklanamayan olaylara göğüs gererek onlarla başa çıkabilecek bir kahraman."
Publishers Weekly

"Yunan mitlerinden Persephone'nin hikâyesine bu sürükleyici ve çağdaş yaklaşım romantizm, gizem ve merak unsurları yanında çok yönlü ve sempatik bir başkaraktere sahip."
Booklist

"Kesinlikle benzersiz, yenilikçi ve büyüleyici."
bewitchedbookworms.com



Sayfa Sayısı: 297

Baskı Yılı: 2012


Dili: Türkçe
Yayınevi: Ephesus Yayınları


Yorumum:
Kitabın başı o kadar sıkıcıydı ki anlatamam. Kız evinden uzak kalmış kocasını heyecanla beklerken Henry'nin Kate'den kaçmaları, tuhaf tavırları beni deli etti. Sonradan niye öyle davrandığını öğreniyoruz. Ama acımadım valla. İlk kitaptan beri bir ezik bir zavallı davranması beni bunalttı. Sen tanrısın kardeşim ne olmuş bir kadın seni sevmediyse dünyanın sonu mu? Herkes senden nefret etmiyor. Seni seviyorlar bunu bile anlamadı. Sonra Kate de bir garipti. sürekli bir kendini feda etme durumu. Bunlar kızı yaratırken kendini feda edecek şekilde mi yarattılar anlayamadım orayı. Üstüne birde kötülükle savaş çıktı. Persephone düşündüğüm kadar gıcık ve kötüymüş. Hiç sevmedim. Henry'de onu öptü. Yok duygu ölçmeymiş bilmem ne? Sinir oldum kitaba. Ama bizim kız hamile kaldı ve doğurdu. Minik bir bebeği oldu. Henry de o andan sonra değişti. O ezik her şeyi kabul eden tanrı yerine tam bir aile babası gibi davranmaya başladı. Kitabın sonuna bayıldım. Başları saymazsak...
    Puanım: 7

1. KİTAP

21 Ocak 2014 Salı

Royal House of Shadows Serisi 3:Dolunay


Derslerle mücadeleme ara vermişken bu zamana kadar okuduğum ama paylaşmadığım kitapları sırayla paylaşayım dedim. Öncelikle bu serinin ilk kitabı olan "Kara Gönülçelen" favori vampir kitaplarından biri oldu. Hem geçmişi hem bugünü hem de evrenler arası geçişi işlediğinden bu kitap, bambaşka bir kategoride benim için. Aslında 2. kitabı önce okumam gerekirken ben Prens Dayn'ı daha çok merak ettiğimden ikiyi atlayıp üçe kaydım. Pişman mıyım? Yorumumda öğrenirsiniz...
 Neyse bu kadar çene yeter. Hemen kitabın konusuna değineyim.
Reda Weston, bir polis memuru ama oldukça hayalperest bir kadındır. Bir de korkak olduğunu sanan cesurlardandır. Annesi ona 8 yaşında "Kırmızı başlıklı kız" kitabına benzer bir kitap okutur. Devamını 16. yaşına gelince okumasını söyler. Ama annesi ölünce kızımız kitabın sonunu okuyamaz. Aradan yıllar geçmiştir. Ekip arkadaşı öldükten sonra Reda iyice yalnız kalmış ve sığınacak bir liman arar olmuştur. Ve tesadüfen eline yıllar önce okuyamadığı kitap geçer. Ve... İlk kitapta olduğu gibi büyülü dünyamıza Prens Dayn'ın yanına ışınlanıverir. Kral, Dayn'ı kurt adamların onların deyimiyle kurt insanların yanına göndermiştir. (Tabii kurt insanlar vampirlerden nefret ediyor bunu da belirtmesek olmaz.) Dayn burada kimliğini gizleyerek 20 yıl yaşar. Kimliğini tek bilen de köyün cadısıdır. (Sonradan başka birinin daha bildiğini öğreniyoruz.) Ve Dayn onu Elden'e götürecek kılavuzunu bekler. Babası kılavuz geldikten sonra dört gün içinde Kan büyücüsünü yok edip, Elden'i kurtarmasını emretmiştir. Dayn yıllardır bunu beklerken, Reda ile karşılaştıkları andan itibaren artık tek istediğinin intikam ve ülkesini geri kazanmak olduğundan emin değildir. Dahası bu kılavuz olayı ikilimizin birbirlerine aşık olmalarına engel olmaz. Tam ayrılacakları sırada Reda'nın başı belaya girer ve Dayn kurda dönerek sürünün liderini öldürür. (Daha sonra alfalığı başkasına kaptırıyor.) Sonra da Elden'e doğru yola çıkar. Kızımız ise kendi dünyasına dönmek yerine kral ile karşılaşıp Elden'e döner. Ama artık eski korkak, kendinden emin olmayan kız yerine tam bir kraliyet soylu şövalyesine dönüşmüştür. Dayn'ı bir kez daha kurtarır. Prens Dayn ve Reda birlikte mücadelelerine kaldıkları  yerden devam ederler. Ve dördüncü kitaba kadar bizim beklemekten başka çaremiz kalmaz. 
Yorumum:
Kara Gönülçelen'e göre daha ağır işleyişi olan bir kitaptı. Kurtlarla, Ejderhayla, bir de büyücüyle kapışmaktan başka sürekli aslında ayrılacağız ama şimdiyi yaşayalım tarzı bir kadın ve bir erkek işlenmişti. Kötü demiyorum. Ama beklentim çok yüksek olduğundan biraz hayal kırıklığına uğradım. Yazar diğer kitapta kahramanların başını sürekli belaya sokup beladan kurtarmaktan sıkılmış olacak ki bunda yalnız mücadele etmelerine izin vermemiş hep zorluklara ikisi birlikte göğüs gerdiler. Dayn'ın sonunda gerçek benliğini bulması kitabın en iyi noktasıydı. Reda ve Dayn birbirine çok uygun bir çifte döndüler. Dönene kadar neler çektim bir de bana sorun. Kızın korkak tavırlarına uyuz oldum. Kral'ın bu kızları seçmesinin nedeni hepsinin aslında asil kan taşımaları sanırım. Şu ana kadar kitapla çağrılan her kızın ailesi aslında bir şekilde Elden ile bağlantılı. Son da kral ve kraliçeyi bile görürsek şaşırmam herhalde. Onlarda dünyaya ışınlanmışlardır. Ve dönüp mutlu mesut yaşarlar. Tabii ki  Dayn'ın gördüğü rüya buna ters ama. Rüyalar her ayrıntıyı göstermez değil mi?

Puanım :7



10 Kasım 2013 Pazar

Ateş Serisi 1: Karanlık Ateş


Bu seriyi okuyalı baya olmasına rağmen tanıtımını yeni  yapıyorum. Geçenlerde yeni  kitabını görünce seriyi tanıtmak aklıma geldi. Konuyu daha fazla uzatmadan tanıtıma başlayayım. Bu kitap şu ana kadarki fantastik kitap türlerinin birleşim noktası gibi diyebilirim. İçinde her şey var. Kitabın başında da bir sözlük çıkıyor karşımıza. Sözlükte kitabın içindeki varlıklara verilen adlarla ilgili bilgiler verilmiş. Kızımız Mac, sarışın, zeki ve çok güzel bir kız. Kısacası bizim Gossip Girl kızı Serena'yı hatırlattı bana. Yana Serena'nın resmini de ekledim. Neyse kızımız kız kardeşi ölünce Dublin'e gider. Amacı kardeşinin katilini ve niye öldüğünü bulmaktır. Ama kendisini bir sürü fantastik olay dizisinin içinde buluverir. Her şey kızımızın bir kitap dükkanı sahibi olan Barrons ile tanışmasıyla başlar. Barrons, Mac'e gitmesi için yalvarsa da inatçı kız gitmez. Sonradan Mac Sidhe kahini diye bir şey olduğunu öğrenir. Bunun ne anlama geldiğini çözmeye çalışırken ablasının ölmeden önce ona söylediği Şi-sa-du'nun ne olduğunu da bulmaya çalışır. Mac sonunda sidhe kahininin Fae diye bir alemin yaratıklarını gören kişiler olduğunu öğrenir. Bu alemdekilerde iyiler ve kötüler diye ikiye ayrılmaktadır. Tahmin ettiğiniz gibi kahramanımız hep kötüleri bulur. Üstelik Barrons'ta kızımızı Sinsar Dubh'u bulması için kullanır. Bu Sinsar Dubh aslında kızımızın aradığı şeydir. Bu yüzden ikilimiz sürekli atışırlar. Fae aleminden bir de Prens Vale kızımıza abayı yakınca işler iyice karışır. Kitabın sonunda Barrons'un kızımıza verdiği değeri görmüş oluyorsunuz. Ben hep ilgisiz sanırken meğer seviyormuş kızı. Kitaptaki en can alıcı nokta ise ablasının katilini tanıyor olması. Bu katil beni çok üzdü. Sizi de üzmez umarım.


Kişisel Yorumum:
Hem sazlı hem sözlü anlattığım için söyleyecek pek bir şeyim yok aslında. Bu seriyi herkes övünce başlamıştım. Ama ayılıp bayıldığımı söyleyemem. Barrons'un kızı ezmeye ve kullanmaya çalışmaları, Mac'in kaprisleri, burnunun dikine gitmesi falan beni deli etti. Tek Prens V'yi sevdim. Ayrıca o Barrons ne çıkacak kardeşim Fae aleminin en büyük kralı falan mı çıkacak acaba? Sırf Barrons'un ne çıkacağını öğrenmek için seriye devam etme kararı aldım. 
Puanım:6

Kan Bağı Serisi: 3 Mavi Büyü

Kan Bağı Serisinin şimdiye kadar çıkan en güzel kitabı bana göre buydu. Yazar beni şaşırtmayıp yine aşkı yaşamayı 3. kitaba saklamıştı. Sizi daha fazla bekletmeden kitabımızı tanıtmak istiyorum. Kitap 2. kitabın bittiği yerden başlıyor. Sydney, Adrian'a olan duyguları karışık bir halde dolanıp dururken bir de Sonya'nın düğününe gitmek için bindiği uçakta Adrian ile yan yana oturmak zorunda kalır. Adrian bunu tesadüf gibi gösterse de biz tesadüf olmadığını biliriz. Adrian artık Sydney'e olan aşkını kabullenmiştir. Ama Rose da yaptığı hataları Sydney'de yapmaz. Gerçi çekilip onu duygularıyla baş başa bırakmak yerine hep saldırmayı tercih eder. Öte yandan Veronica adlı bir cadı büyü yeteneği olan kızlara zarar verip onların güzelliğini çalıyordur. Bu cadı Sydney'in öğretmeninin ablasıdır aynı zamanda. Öğretmenini kırmayan kahramanımız Adrian ile diğer kızları uyarmak için yollara düşer bu sırada birbirlerine de yakınlaşırlar. Ama araya Marcus adlı eski bir simyacının girmesiyle ikilimizin arası azıcık açılır. Marcus yakışıklı ve asi bir eski simyacıdır. Altın zambak dövmesini kırmış onun yerine mavi bir dövme yaptırmış ve simyacılardan ayrılmıştır. Kitap boyu Sydney'i kendi yanına çekmeye çalışır ama başaramaz. Sydney kalbinin sesini dinler ve Vampir Akademisinden beri dua ettiğim gibi Adrian da sonunda sevilir ve mutlu olur. Tabii ki her güzel şeyin bir sonu vardır. Ve Sydney odasına döndüğü anda kız kardeşi Zoe'nun da bir simyacı olduğunu öğrenir. Dahası Zoe artık Sydney ile görev yapacaktır. 
Kişisel Yorumum:
Sonunda Adrian'ın aşkı için mücadele etme yönünü görüyoruz. Karşımızda daha büyümüş bir Adrian, kararlı, pes etmeyen bir erkek var artık. Sydney gördüğüm en sert kadın karakter. Ama düğünde yumuşuyor hatta Rose bile onların birbirlerine ait olduklarını düşündüğünü söylüyor. Bilirsiniz Rose imkansız aşkların kızıdır. Sydney burnunun dikine gitse de bundan sonraki tavırlarını çok merak ediyorum. Adrian ile ilişkisini bakalım nasıl saklamayı başaracak? Belki Zoe'da bir moroi ya da dampire aşık olur. Bu arada Jill Ve Eddie aşkının sonuçlanacağını hissediyorum. Angeline sonunda gerçek aşkını buldu. Kimliğini söylemeyeceğim sürprizi kaçmasın. Kısacası yorumum tamamen olumlu yönde kitabı okumalısınız :D
Ve yorumumu kitaptan en sevdiğim yerden alıntı yaparak bitiriyorum. Adrian'dan: "Sen onun kadar kayıp bir vaka değilsin. Yani Rose konusunda, onun Rus bir komutana olan destansı aşkını aşmak zorundaydım. Oysa seninle tek sorunumuz, türlerimiz arasındaki birkaç yüzyıllık ön yargılar. Benim için çocuk oyuncağı!"
Puanım:9
1. KİTAP
2. KİTAP

Royal House of Shadows Serisi 1: Kara Gönülçelen

Bu kitabı tanıtmaya başlamadan önce yazarına hayran olduğumu söylemek istiyorum. Yazarın diğer serisi olan Karanlığın Efendilerine de hayrandım. Buna da hayran kaldım. Yazarımız mitolojik karakterlere kafayı taksa da eski zamanlarda yaşayan erkekleri günümüz erkek karakterlerinden daha romantik yazmayı iyi biliyor. Yorumlarımla kendimi daha fazla kaybetmeden hemen kitabı tanıtmaya başlayayım. Bu seri 4 kitaptan oluşmakta ve ilk kitabımız en büyük kardeşi anlatan "Kara Gönülçelen." Kara Gönülçelen, Elden krallığının varisi prens Nicolai'nin lakabı. Elden krallığının kralı ve kraliçesi öldürülünce krallığın 4 varisi başka yerlere gönderilir. Ama babaları ölmeden önce hepsinin içine nefreti ve öç alma tutkusunu işler. Bu görev en büyükleri olan Nicolai'ya düşer. Nicolai bir vampirdir. Ve Elden'in en güçlüsüdür. Fakat bir büyü sonucu hafızası silinmiş ve iki cadı kardeşin seks kölesine dönüştürülmüştür. İşte o tam böyle umutsuz bir anında yaptığı büyüyle günümüz dünyasında yaşayan bilim kadını olan Jane Parker'ı kendi dünyasına çekmeyi başarır. Nicolai kendisini tutsak eden Prenses Odet'in yerine Jane'i getirir. Delfinalılar Jane'yi prensesleri olarak görse de, Jane ve Nicolai gerçeği bilmektedir. İkilimiz birlikte kaçmayı başarırlar. Bu uğurda birbirlerine aşık olurlar. Ve niye Jane'nin seçilmiş olduğunu öğrenirler. Kitabımızın sonunda aile olma yolunda kahramanlarımızı bırakıp, sonraki kitabı iple çekerken buluruz kendimizi.
Kişisel Yorumum:
Bu kadın insanı aşka aşık etmeyi cidden çok iyi biliyor. Nicolai vampir de olsa kabulüm dedim okurken. Zaten, Jane'i kendime çok yakın hissettim. Her ne kadar ben laboratuvarda kuantumla ilgilenmesem de ona benzer şeyler inceliyorum :D Ama kendimi tarihi bir romanın içinde kaybetmekte istemem. Sonunda kraliçe olacak olsam da ben netsiz yaşayamam. Benim aksime Jane çok rahat ortama ayak uydurdu. Sürekli geleceğe dönerse Nicolai'siz ne yapacağını düşünse de, gayet aşık bir kadındı. Jane, aşktan korkmuyordu, sevgilisini kaybetmekten korkuyordu. Bu da diğer tarihi romanlardaki ay bana ne oluyor tavırlı ergen kızlardan ayırıyordu kahramanımızı. Tabi Jane vampirleri yıllarca incelemiş, hatta birinden lanet bile almış bir karakterdi. Bu lanet yüzünden Nicolai'yi kaybetme noktasına gelmişti. Ama... Sonunda mantığın ve bilimin gücüyle sevdiceğinin yanına dönmüştü.  Ve Nicolai, süper aşık, korumacı, romantik ne desem bilemiyorum ona. Aynı Maddox gibi çabuk öfkelenen ama iş sevgilisine gelince köpükten bile yumuşak olan birine dönüşen bir erkekti. Ayrıca sıradan tarihi romanlardaki erkek karakterleri gibi kadındır anlamaz demek yerine, Jane'nin zekasına hep saygı duyması benim için artıydı. Kısacası bu kitabı okuyun derim.
Puanım: 10


12 Ekim 2013 Cumartesi

Ölümcül Oyuncaklar Serisi 5: Kayıp Ruhlar Şehri

Uzun bir aradan sonra okuduğum kitabı paylaşıyorum. 4. kitabı okuyanlar sonunda Jace ile Sebastian'ın bağlandığını bilirler. Hikaye oradan devam ediyor. Meclis Clary'i affeder ama Jace'yi bulunca öldürme planları yapar. Nedeni ise Jace ve Sebastian'ın birbirine bağlı olmasıdır. Bu bağ sayesinde birini öldürürlerse diğeri de ölür. Ama bizim takım buna izin vermez. Ve meclisten önce ikiliyi bulmak için yollara düşerler. Adi Sebastian sürekli yer değiştirerek Jace'yi kendi ile birlikte sürükler. Clary ağabeyi ve aşkını bulmak için takımdan ayrılır, diğerleri ise bir alet ararlar. Bu alet sadece birine zarar verip diğerine vermeyen türde olan bir nesnedir. Böyle bir aletin bulunması için tabii bir fedakarlık yapmak gerekmektedir. (Bunu yapan kişiyi söylemeyeceğim. Kendiniz okuyun.) Kitabın yan karakterleri de baş karakterler gibi oldukça çalkantılı bir hayat yaşar. Isabel ve Simon ikilisi bir adım daha yakınlaşır, Maia ve Jordan ikilisi için güzel olaylar olur. Ama Alec ve Marcus için durum kötü. Alec'in çocuk gibi davranması, kıskançlıkları ve çok büyük bir hata yapması ilişkilerini zora sokar. 
Gelelim ana karakterlerimize... Jace ve Sebastian kanka olmuşlardır. Yaşadıkları ev de izi sürülemeyen boyut değiştiren bir evdir. Jace çok değişmiş kötü birine dönmüştür. Ama Clary'e hala aşıktır. Bu aşkı Sebastian da hisseder. Bu yüzden yapmadığını bırakmaz. Sebastian aslında iyi biri olma yolunda ilerler. Ama annesine duyduğu öfke ve nefret onu yine kötü biri haline sokar. Üstüne Lilith cadısını sevip saygı duyması da cabası. Kitap aslında sonlarda heyecan kazandı, Raziel yine ortaya çıktı ve Clary ve Sebastian savaşını okuduk. Bu savaşı okurken soluğumu tuttum. Kısacası her şey arap saçına dönmüş şekilde bir sonraki kitabı bekliyorsunuz.
Yorumum:
Maia ve Jordan anlamış değilim. Hem sevip hem nefret etme durumu çok çelişkili. Jordan bana biraz tutarsız geliyor zaten. Isabel ve Simon aynı tas aynı hamam. Ama Simon bu kitapta vampirliği sever görünüyor. Bence de ona vampir olmak çok yakışıyor. Alec beni uyuz etti, kıskançlığı, kaprisleri ve yaptığı hatalar insanı bunaltır. Marcus onu bırakıp daha iyilerini bulmalı. Jace ise çok farklıydı. Her zamanki iyi niyetli Jace yerine Sebastian'ı efendisi gibi gören ve onun oyuncağına dönen bir Jace var karşımızda. Çok şaşıracaksınız. Clary ve Sebastian bir ara cidden ağabey kardeş gibi olmuşlardı. Ama son anda yine işler karıştı. Bakalım 6. kitapta neler olacak? 

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Ejderha Serisi 1: Ejderin Aşkı

Uzun süredir kitap tanıtımı yapamıyordum. Ama sizlere çok değişik bir seriyle geri döndüm. Serimizin adı ''Ejderha Serisi'' adından da anlayacağınız üzere ejderhaları ve hayat eşlerini bulmalarını anlatıyor. Ama bu ejderhalar öyle bildiğiniz gibi değil. İnsana dönüşüyor, büyü yapabiliyor, konuşabiliyor, dahası insanlara aşık olabiliyor. Ejderin Aşkı biraz ters başlamış bir kitap. Aslında kitap 2 ayrı hikayeden oluşmakta. Ters olmasının sebebi ise kral ve kraliçenin hikayesini ikinci bölümde vermeleri bu yüzden size tavsiyem önce kitabın 2. Bölümü olan Ateşler ve Zincirlerden başlamanız diyor, 2. bölümden tanıtımıma başlıyorum. Hikayemiz şımarık ejder prenses Rhiannon ve korkusuz ejder savaşçı Bercelak'in aşkını işliyor.  Prensesin annesi ondan hayatı boyunca nefret etmiştir. Çevresindekiler prensesi sürekli hor görüp, ezmişlerdir. Bu da yetmezmiş gibi annesi, prensesi hiç sevmediği savaşçı Bercelak ile evlendirmeye kalkınca prenses isyan bayraklarını çeker. Nefret ettiği kindar savaşçı Bercelak ile evlenmek istemez. Ama Bercelak prensese gördüğü ilk andan beri aşıktır. Ve onunla evleneceğini duyunca sevinçten ağzı kulaklarına varır. Lakin inine gittiğinde prensesi kapısında bulunca sevinci kursağında kalır. Çünkü prenses insan şeklindedir ve ejderha bedenine geri dönememektir. Bercelak prensese ne kadar aşıkta olsa onu kendisine aşık etmek için zorba tekniklere başvurur. Başarır tabii ki. Kitabın sonlarına doğru Kraliçe Bercelak'tan kızını öldürmesini ister. İki arada bir derede kalan savaşçı hayatı pahasına sevgilisini korumaya karar verir. Bu işte onlara Bercelak'in çapkın babası yardım eder. Ve kraliçeyi deviren prenses onun yerine ejderhaların kraliçesi olur. Bercelak ile damgalanarak hükümdarlığını yönetir. Ve altı küçük ejder doğurur. İşte bizim asıl hikayemizde bu altı ejder yavrusunun aşkları...

Gelelim asıl hikayemize; 2. bölümün sonunu okuyanlar en son anne ve babalarını basan minik ejderleri görmüştür. Bunlardan en büyükleri kara ejder Fearghus bir prens olmasına rağmen ininde yaşayan, asosyal, öfkeli, kimseyi yakınına yaklaştırmayan bir ejderdir. Onun böyle olmasının sorumlusu tabii ki babası Bercelak. Aslında dedesi demeliydim. Nitekim Bercelak'in çapkın babası uçkuru düşük ejderha çocuklarını katı yetiştirmeseydi tüm bunlar olmazdı. Yinede ben sevdim bu torunları. Babalarından daha romantikler. Öhöm! Öhöm! Konudan birazcık saptım sanırsam. Neyse bu huysuz ejderimiz ininde uyurken dışarıdaki savaşın gürültüsüne dayanamayıp, savaşa müdahale eder. Savaş meydanındaki herkes ondan deli gibi kaçarken, Kanlı Annwyl, kaçmaz ve kaderine razı olur. Kızın cesaretinden etkilenen Fearghus, insanlardan uzak durmak istese de onu inine götürür. Ve iyileştirmek için kız kardeşinden yardım ister. Kardeşi Morfyd, bir beyaz ejder cadıdır. Ama insanlar onu cadı sandıkları için yüzünün bir bölümünü kesmişlerdir. Buna Annwyl'in abisi Kasap Lochan neden olmuştur. (Gerçi bunlar abi kardeş çatlaklar.) Annwyl kendine geldiğinde çoktan Fearghus için bir şey ifade etmeye başlamıştır. Annwyl, Fearghus'tan abisini yenmek için yardım ister. Başta buna karşı çıksa da ejderimiz sevdiği kadını kıramaz ve kabul eder. Böylece ejderimizin çift taraflı yaşamı başlamış olur. Gündüzleri insan kılığında kızımızı eğitirken geceleri ejder olarak onunla sohbetler eder. Kızımızda gündüzleri ona kılıç kullanmayı öğreten şövalyesiyle yatarken, geceleri ejderinin sırtında uyur. Gerçi her zaman ejderini daha çok sevmektedir. (Diyorum ya çatlak diye) Günler böyle akıp giderken bir gün ejderin babası Bercelak çıkagelir ve kızımız onun kuyruğunu kopartır. (Burada çok gülmüştüm. Çok saçma geldi.) Bu arada  kızımız, Fearghus'un aslında şövalyesi olduğu gerçeğini fark eder. Arkasından anlayacağınız üzere onu terk eder. Ama ejderimiz allem eder kallem eder sevgilisinin kalbini yeniden kazanmayı başarır. Önlerindeki en büyük engel kraliçedir. (Cadı Rhiannon, hala ilk kitaptaki kadar uyuz ve Bercelak hala onu zincirliyor. Ne fantezi ama!) Kraliçe Annwyl'den hoşlanmış olacak ki ona 600 yıl ömrü uzatacak bir büyülü tılsım verir. Bu da Annwyl'in abisini yenip savaşı kazanmasını sağlar. Savaşı kazandığı içinde otomatik olarak bir kraliçeye dönüşür. Fearghus kendini ona layık görmez, lakin Annywl çok inatçıdır. Savaşı kazandıkları gece ikilimiz damgalanır. (Anne babaları kadar abartmazlar.) Sabahında, Fearghus inine geri döner. Aradan bir yıl geçer. Anywyl hala kocasına geri dönmemiştir. Bunun üzerine Kraliçe, deli gelinini oğluna geri dönmesi için tehdit eder. Ama bizim deli kız hiçbir şeyden korkmaz. Hatta kraliçeye en sinir olacağı sözleri söyler. Yine de kaynanasını dinler ve kocasının inine geri döner. Sonunda ejderhasıyla birlikte inde yaşayıp, işleri oradan yönetmeye karar verirler.

Kişisel Yorumum: Yazarken dayanamayıp, yer yer sıkıştırdığım yorumlarım olsa da asıl yorumumu şimdi yapacağım. Ejderin Aşkını okurken, bir ara sıkıldım. Tam bitti her şey derken yeni bir olay başladı. Kurguda bir şeyler eksik geldi bana. Sonra Annwyl'in tavrı berbattı. Çok, şımarık ve cesur karakter gördüm ama bu kadar patavatsızını görmedim. Kraliçeyi geçti aşırılıkta. Adı tam ona göre olmuş. Kız, cidden kan görmeye bayılıyor. Savaş olsun gider öldürür adamları mutlu olur bu kız. Ejderhalardan korkmaz. Öleceğini bile bile gider saldırır. Ama abisinden korkar. Diyorum ya deli bu kız diye. Sonra Bercelak o kadar heybetli bir savaşçının minik bir kıza yenilmesi de saçmalık abidesiydi. Kardeşlerin atışmaları da olmasa kitap okunmaya değmezdi. Okuyanlar ahım şahım aşk beklemeden orta derece bir beklentiyle okurlarsa memnun kalacaklardır. 


Puanım: Birinci kitap için :5
İkinci Kitap için:6





23 Mayıs 2013 Perşembe

Işık Tanrıçası - Tanrıça Serisi 3. Kitap


Açıklama :
MİTOLOJİ VE AŞK DOLU YEPYENİ BİR TANRIÇA SERİSİ ROMANI Dekoratör Pamela Gray aşk arayışından vazgeçmek üzeredir. Bencil adamlarla uğraşmaktan bıkıp usanmıştır. Artık tanrı gibi birisine âşık olmak istiyordur. Bu isteğini dillendirirken farkında olmadan çağırdığı Tanrıça Artemis ise onun için çok farklı planlar yapar. İkiz kardeşler Apollon ve Artemis, artık kendilerine değer verilmeyen bir dünyaya, Las Vegas Krallığına gönderilir. Artemisin bu dünyada aklına gelebilecek en son şey, bir ölümlünün dileğini yerine getirmektir ama sonunda bu dileği gerçekleştirebilmek için erkek kardeşinin yardımına ihtiyaç duyar. Yalnız bir kadına aşkı yeniden tattırmak için yakışıklı ve çekici Işık Tanrısından daha iyisi de yoktur. Fakat Apollon, topuklu ayakkabılarının üzerinde etrafı ateş gibi yakan bu ölümlü kadın için tam olarak hazır değildir. Pamela bir ölümlü olmasına rağmen bir tanrıça ruhu taşımaktadır fakat hayatın kumardan ibaret olduğu Günah Şehrinde, tüm korkularından arınıp yeniden âşık olma cesaretini gösterebilecek midir? Çılgın bir macera. All About Romance Duygusal, komik, erotik. The Best Reviews
Kişisel Yorumum:
İkinci kitabı okuduktan sonra merakla Apollon'u bekliyordum. Yazar, Deniz Tanrıçasında yakalayamadığı hisleri Bahar Tanrıçası ve Işık Tanrıçasında fazlasıyla yakalamış. Bu kitapta Apollon'un kardeşi Artemis'i görmek onun kitabını da okuma isteği uyandırdı ben de. Şımarık tanrıçamızın  büyüdüğünü görmek isterim. Işık Tanrıçası aynı zamanda benim iki kitaptır şikayet ettiğim ad olayını çözmüş. Gerçekten de Işık Tanrısının eşinden bahsediyor. Pamela çok güçlü, dediğim dedik bir karakterdi. Apollon'a kök söktürdü. Başta tanrı gibi birine aşık olmak isterken ciddi değildi. Olunca korkması çok doğaldı. Kim bir tanrıyla birlikte olmak istemez ki mantığı bana göre değil. Pamela'da benim kafadan çıktı. Çok ürkütücü olurdu. Haliyle o da ilk öğrendiğinde korktu. Bundan kaçınmanın yollarını aradı. Sonunda kaderine razı oldu. Şu ana kadarki en güzel final bu kitabındı. Diğer kitaplarda fedakarlık edenler hep bayanlardı. Ama bunun sonunda Apollon'un yaptığını yapan bir erkek zor bulunur. Pamela başından beri bencil olduğunu ve hiç kimse için kurallarından taviz vermeyeceğini belirttiğinden ikilimiz için pekte seçenek yoktu.  Apollon'un ne yaptığını yazıp ta spo vermeyeceğim. Okuyun görün. Ama şunu söyleyeyim çok şaşıracaksınız. Normalde kitapların sonunu tahmin ederim. Fakat bu  kitapta kadından beklediğim fedakarlığı erkek karakter yapınca baya şaşırdım. Ayrıca kitapta ikinci kitabın kahramanları Lina ve Hades'i az da olsa göreceksiniz. Zaten onlar olmasa Apollon istediğine ulaşamazdı. Belki bu ip ucu biraz işinize yaramıştır.
Puanım:
10

12 Mayıs 2013 Pazar

Bahar Tanrıçası - Tanrıça Serisi 2. Kitap





Tanrıça Serisi’nin İkinci Kitabı

BÜTÜN KADINLAR!: İÇİNİZDEKİ TANRIÇAYI KUCAKLAMANIN ZAMANI GELDİ!

Her şey Lina’nın çaresiz bir anında sihirli bir yemek kitabına rastlamasıyla başlar. Kızıyla başı dertte olan bir tanrıça, soğukluğuyla ve kabalığıyla ün salmış, ama aslında aşka susamış bir tanrı ve dünyasına baharı getirerek sorunlarını çözecek olan genç bir tanrıçayla tanışmasıyla hayatı baştan aşağı değişir.

Ruhunu Bahar Tanrıçası Persephone’ninkiyle değiştirmesi teklif edilen Lina, huzursuz ruhlarla çalkalanan Ölüler Diyarı’nı düzene sokabilecek midir?
Peki ya, büyüleyici güzellikteki Persephone’nin bedenine hapsolan ruhu, yakışıklı esmer Hades’e kapıldığında bu karmaşanın içinden çıkabilecek midir?
Tanrıça Serisi’nde P.C. Cast antik mitoloji ve efsaneleri, onlara seksi, modern bir yön vererek günümüz dünyasına uyarlıyor.
“Romansla birlikte servis edilmiş fanteziye doyamayan okurlar için gerçek bir ziyafet. Mitoloji hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı!”

-Romance Reviews Today

“Büyüleyici… Sevimli.”
-The Romance Readers Connection
“Her zamanki gibi, mizah ve ateşli seks bir arada.”
-Affaire de Coeur

Kişisel Yorumum
Deniz Tanrıçasını hiç beğenmeyen ben ''Bahar Tanrıçasına'' bayıldım. Kesinlikle okunması gereken bir kitap. Hades ve Lina ikilisinin atışmaları, Lina'nın bir tanrıça gururuna sahip olması süperdi. Gururlu, kendinden emin ve güçlü kadın karakterleri çok sevdiğim için Bahar Tanrıçası Lina tam benlikti. Hades başta ruha aşığım dese de Lina'nın Persephone halindeki bedeninden de baya bir etkilenmişti. Yalan atmasın şimdi. Ama sonunda Persephone bunu çok güzel bir şekilde test etti. Bir şeyden daha bahsetmek istiyorum. Adı Bahar Tanrıçası ama yine konumuz gerçek Bahar Tanrıçası değil, onun bedenini kullanan ölümlü Lina ve Ölülerin Efendisi Hades'in aşkı. Bu yüzden adı Ölüm Tanrıçası olabilirdi diye düşünüyorum. Yine de ben çok beğenerek okudum. Umarım sizlerde beğenerek okursunuz. Not:+18lik bir kitaptır. Gece Evine aldanıp ta yanılmayın.
Puanım:10
1.KİTAP
3.KİTAP


8 Mayıs 2013 Çarşamba

Vampir Akademisi 6: Son Fedakarlık

Kitap Özeti
CİNAYET. AŞK. KISKANÇLIK. VE SON BİR SEÇİM. ÖLÜM MÜ, AŞK MI?

Rose Hathaway oyunu her zaman kendi kurallarıyla oynamıştı. En yakın arkadaşı ve yaşayan son Dragomir Prensesi Lissayla St. Vladimir Akademisinden kaçarak kuralları çiğnemişti. Büyüleyici öğretmeni Dimitriye aşık olarak kuralları çiğnemişti. Moroi dünyasının lideri, Kraliçe Tatianaya karşı gelme cesaretini göstererek, gelecek dampir nesillerini korumak adına hayatını ve saygınlığını riske atmaktan çekinmemişti. Ancak bu kez kanun, pençesini Rosea geçirdi. Hem de işlemediği bir suç için. Üstelik cezasının infazını önleyebilecek bir tek kişi var ve Rose onu bulmak için hem Dimitrinin hem de Adrianın yardımına muhtaç. Ama zamanı azalıyor. Ölüler dünyası onu tüm gücüyle geri isterken Roseun şansı gitgide zayıflıyor. Esas önemli soru şu; tüm hayatınızı başkalarını kurtarmaya adamışsanız sizin hayatınızı kim kurtarabilir Rose, Dimitri, Adrian ve Lissayı yalnız bırakmayın.
Spoiler:
6. kitapta Rose'u hapisten kurtarma çabaları ve Lissa'nın kayıp kardeşini bulma girişimiyle sürüyor. Ve... Rose ile Dimitri yeniden beraber oluyor. Olan Adrian'a oluyor. Sonu Lissa'nın kraliçe olup Christian ile mutlu olması, Rose'un da Dimitri'ye kavuşmasıyla bitiyor. Ama seri Kan Bağı adlı yan seriyle devam etmekte. 
Bu sefer başrol de Adrian ve Sdyney  var.
Kişisel Yorumum:
Adrian'a özel bir seri yazılmasına çok sevindim. Hak etmişti. Rose'u unutsun Sdyney ile mutlu olsun. Nasıl olsa simyacımız artık vampirlerin hepsinden nefret etmiyor. Rose ve Dimitri'nin yeniden birleşmesine çok sevindim. Favori çiftimdi ikisi. Lissa ve Christian bir elmanın iki yarısı gibiler sonunda da öyle oldular. Çok güzel bir son olmuş. Bu serinin yazarı mutlu sonları seven bir yazar. Diğer seride de bizleri mutlu edecektir. 

Vampir Akademisi 5: Ruh Bağı

Kitap Özeti
AŞKA HER ZAMAN GÜVENDİ

ÖLÜMLERDEN ÖLÜM BEĞENDİ
Rose'un önünde iki seçenek vardı. Ya ölecek, ya öldürecekti. Kalbinin sesini dinledi ve yanlışı seçti. 
Rose, önce Dimitri'nin doğduğu topraklara, Sibiryaya, uzun ve talihsizliklerle dolu bir yolculuk yaptı. Ardından St. Vladimir Akademisine döndü. Böylece en yakın arkadaşı Lissa'ya da kavuşmuş olacaktı. Ama Roseun kalbi halen Dimitri için atıyor ve sevdiği adamın bir yerlerde, hayatta olduğunu biliyordu. Eline bir şans geçmişti oysa...
Fakat onu öldürememişti. Yapamamıştı. 
Şimdi en korkunç kabusu gerçeğe dönüşmek üzere pusuda bekliyordu. Dimitri kanını tatmıştı ve susuzluğu her geçen dakika biraz daha artıyordu. Dimitri, Roseun peşindeydi. 
Ölümüne bir kovalamaca! Nefes kesen bir karşılaşma! 
Michiganda doğan Mead, şu anda Washingtonda yaşıyor. Roman dünyasına dalmadan önce birkaç iş denedi elbette. Ama yazarlıkta karar kıldı. Farklı alanlarda aldığı eğitimin ve iş deneyimlerinin kendisini zenginleştirdiğini düşünüyor. 
Tüm zamanını Vampir Akademisi ile diğer serilerini yazarak geçiriyor.

Spoiler
5. kitapta Rose ve Adrian ile sevgili oluyor. Ve Lissa sayesinde Dimitri yeniden dampire dönüyor. Ama kraliçe ölüyor ve suçlu Rose olarak görülüyor. Bunun üzerine kızımız hapse atılıyor.

Kişisel Yorumum:
Rose çok şımarık, sorumsuz ve dengesiz bir karakter. Cesur ve atılgan olması tek iyi yönü. Adrian'ı kullanıp Dimitri düzelir düzelmez soluğu onun yanında almasına sinir oldum. Dimitri'nin kendine acıması da beni delirten bir diğer faktör oldu. Adrian zavallım ne suçu varki Rose'u sevmekten başka? Çok sinir olsam da Dimitri ve Rose'u tutan biri olduğum için onların adına sevindim. Tek kızdığım yer Rose'du. İkisini birden parmağında oynatan şımarık karakterimiz. Sonunda ikisinde olsun da aklı başına gelsin.
Puanım:9

Vampir Akademisi 4 Kan Sözü

Kitap Özeti
Rose Hathawayin hayatı bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı. 
Kısa süre önce St. Vladimir Akademisine düzenlenen saldırı, Moroi dünyasını sarsmıştı. Vampirlerin birçoğu ölmüştü. Fakat Strigoilar tarafından götürülen birkaç kurbanın yazgısı daha karanlıktı. 

Rose içinse bir kurban çok önemliydi. Dimitri Belikov. Dimitri! 
Şimdi Rose, yüzlerce Strigoi öldürdüğünü gösteren bir dövme taşıyordu ensesinde. Hem de çok nadir bulunan bir dövme. 
Rose seçim yapmak zorundaydı. En iyi arkadaşı ve hayatta kalan son Dragomir prensesi Lissayı korumak için ettiği yemini tutacak ya da Akademiden ayrılarak sevdiği adamın peşine düşecekti. Aşkla ve tek başına! Dimitriye verdiği sözü tutmak için dünyanın öbür ucuna bile gidebilirdi. Ancak cevabı kan kokan bir soru Roseun peşini bırakmıyordu. Dimitri kurtarılmayı isteyecek miydi?
Eyvah! İşler karıştı. Rose bu yükün altından kalkabilecek mi Dimitriyi öldürmeyi başarabilecek mi?  
Yoksa kapısına kadar gelen sonsuz aşka mı kapılacak?
Spoiler 
4. kitapta 3. kitabın bittiği yerden başlıyor. Rose en sevdiği arkadaşı Lissa'dan ayrılıyor. Ve Dimitri'yi öldürmek üzere yola çıkıyor. Dimitri'nin ailesinin evine gidiyor. Orada Dimitri'nin büyükannesi onu kovunca düşüyor yine yollara bu kitapta sevimli kız Sdyney ile tanışıyoruz. O bir simyacı ve vampirlerle dampirlerden nefret ediyor. Yine de Rose'u seviyor. Rose, Dimitri'yi öldürmeye gidiyor ama aşkı galip gelince başaramıyor. Ama bu seferde Dimitri, Rose'u kaçırıyor ve onu kendisi gibi yapmak istiyor. 
Kişisel Yorumum
 Baya romantik sahneler vardı. Dimitri strigoi olmasına rağmen Rose'a aşıktı. Fakat Rose, Lissa'nın başının belada olduğunu görünce bizim Dimitri'yi kazıklayıp, akademiye geri döndü. Tam hayatının aşkının ölümünden dolayı acı çekerken bir mektup aldığında ben tamam dedim Dimitri'den. Tahminimde haklıydım. Tabii ki mektup Dimitri'den gelmişti..  Ve bu sefer o Rose'un peşine düştü hem de onunla beraber olmak için değil, Rose'u öldürmek için. 5. kitap için sabırsızlanıyorum.

Vampir Akademisi 3: Gölge Öpücük

Kitap Özeti
St. Vladimir Akademisinde bahar dönemiydi. Rose Hattawayin mezuniyeti yaklaşmıştı. Ancak Masonın ölümünden beri toparlanamamıştı Rose. Geçmiş hesaplar yakasını bırakmıyor ve bu durum derslerine konsantre olmasını engelliyordu. Dahası, en yakın arkadaşı Lissayla ilgili korkunç 

ve önlenemez düşler görüyordu. 
Fakat hepsinden önemli bir şey vardı. Rose aşıktı! 
Hem de hocası Dimitriye Bu seferki gelip geçici 
bir şey de değil, düpedüz aşktı.
Peşindeki Strigoilerin saldırısıyla ortalık karışacaktı. 
Rose, hayatını değiştirecek bir yol ayrımındaydı. Ya en yakın arkadaşını koruyacak ya da aşkın peşinden gidecekti. 
Vampir Akademisinde hiç olmadığı kadar korkunç ve karmaşık bir ders yılına hazır olun!
Spoiler:

3. kitapta Rose ve Dimitri arasında ki aşk büyüyor. Ama Dimitri bir strigoiye  dönüşüyor. Ve Rose babasıyla ilgili bir kaç gerçeğe daha ulaşıyor. Sonunda ise Rose akademiyi terk ediyor.



 Kişisel Yorumum:
Bu kitap başından beri beklediğim sahnelerle doluydu. Çok aksiyonlu ve bana göre serinin dönüm noktası olan bir kitaptı. Lisa'ya sinir oldum. Çok şımarık bir prenses. Rose kırk yılda bir kendi için bir şey yapmak istedi arkadaşı olarak ona destek olmalıydı. Köstek değil. Olmadı Lisa olmadı. Rose'un Dimitri'ye olan aşkı o kadar büyük ki avcı olmayı, Lisa'yı ve akademiyi terk edip onu kurtarmaya gidiyor. Kesinlikle kaçırmayın.

Vampir Akademisi 2:Buz Öpücük


Kitap Özeti
Aşk ve kıskançlık zorunlu bir kış tatilinde çarpışırsa, eğlence kana bulanabilir! 
Rose, Dimitri'yi seviyor. Dimitri de belki Tasha'yı seviyor. Ve Mason da Rose ile birlikte olmak için canını vermeye hazır. 
St. Vladimir'de kış tatili geldi ama Rose tatil havasına bir türlü giremiyor. Muazzam bir Strigoi saldırısı okulu yüksek alarm durumuna geçirdi ve Akademi artık Gardiyanlar'la dolu. 
Ki aralarında Rose'un çetin ceviz annesi Janine Hathaway de mevcut. Ayrıca annesiyle teke tek dövüş yetmezmiş gibi, Rose'un yakışıklı eğitmeni Dimitri'nin de başkasında gözü var. Arkadaşı Mason ise Rose'a feci tutulmuş vaziyette ve Rose da erkek arkadaşı Christian'la bol bol yiyişen Lissa'nın beynine hapsolup duruyor! 
Strigoiler yaklaşıyor, Akademi hiçbir riski göze almıyor. Bu sene, St. Vladimir'in yıllık kayak tatilli mecburi. Ancak göz kamaştırıcı kış manzarası ve şık Idaho tatilköyü yalnızca bir güven ilüzyonu. Üç arkadaş ölümcül Strigoilere karşı bir harekette bulunup kaçınca Rose, onları kurtarmak için Christian ile güçlerini birleştiriyor. 
Ancak kahramanlığın da bir bedeli var elbet... 
Çok fena, çok. Vampir kitaplarına doyduğumuz günümüzde, Richelle Mead hem eşsiz, hem de inandırıcı karakterlerle benzersiz bir dünya yaratıyor. 
-TeensReadToo.com
Sıkıntılı olaylarla başetmesini bilen gençler, bu vamp hikayede tam gaz gidiyor. Bu seri insanda kana kana içmek arzusu uyandırıyor! 
-Booklist
RICHELLE MEAD: Michigan Üniversitesinden mezun oldu. Seattleda yaşıyor. Evli. Halihazırda da yeni Vampir Akademisi romanını yazmakla meşgul.
Spoiler:
İkinci kitapta Adrian ile tanışıyoruz. Ve Rose hala Dimitri'ye aşık. Ama bunu sır olarak saklıyor. Ayrıca Lissa'nın kullandığı büyüyle ilgili daha çok bilgi ediniyoruz.
Kişisel Yorumum:
 Bu kitapta benim en çok dikkatimi çeken kişi Adrian'dı.(yakışıklı, zeki, dalgacı, psikopat ama çok sadık bir moroi.) Dahası halası kraliçe. Ama o Rose'a aşık olacak. 2. kitapta çok üzücü bir olay oluyor. Onu yazmak istemiyorum. Ama sonuna bayıldım.